Kalpten İletişim Olur mu?

Hayatta başımıza her ne geliyorsa iletişime bağlamayı seviyorum. Sevmenin de ötesinde, başa gelenlerin en derininde her zaman bir iletişim sorunu yattığına  inanıyorum.

Son 20 – 25 yıldır dünya da buna inanıyor olmalı ki, açık iletişim, etkili iletişim, etkin dinleme dersleri filan tavan yapmış durumda. Konu dönüp dolaşıp iletişime gelir oldu. Toplumlar, şirketler, aileler, herkes bir iletişimi iyileştirme çabası içindeler. Peki bu konu bu kadar konuşuluyor da, acaba bu konuşmaların neticesinde ortaya çıkan iletişim nasıl bir şey oluyor? Haydi açık konuşalım, pek de bir şey olmuyor, hala ülkeler birbirini yiyor, hala şirketlerde çalışanlar yöneticiler çatışıp duruyor, hala kardeşler, eşler diğerinin kendisini anlamadığına inanıyor.

Ben açık veya etkili iletişim demek yerine, içten ve doğrudan iletişim demeyi seviyorum iletişimin işe yarayan haline.  Bunu söylediğimde de içinde bir ferahlık ve şeffaflık barındıran iletişim tarzı geliyor benim aklıma. Şöyle ki, her şey o kadar açık ve net ki, kimse acaba burada ne demek istendi, ben doğru anladım mı filan gibi konuları aklının ucuna bile getirmiyor. Konuşurken cevap vermek üzere değil, birbirini anlamak üzere konuşuyor insanlar. Anlamadıkları şeyi anlamadım demek yol açıcı olarak kabul görüyor. Anlatabildim mi diye sormak meziyet olmaktan çıkmış, günlük akışın fark edilmeden ilerleyen bir parçası haline gelmiş. İma dediğimiz kelime sözlükten silinmiş, çünkü ne olduysa olanı olduğu gibi söylemek almış yerini, yani kimse “kızım sana söylüyorum gelinim sen anla”larla filan uğraşmaz olmuş. Açıklık sayesinde zihinleri işgal eden zihin okumaya çalışma (yani diğer kişinin söylemediklerini anlamaya ve hatta yorumlamaya ve mutlaka bunu demek istiyordur diye yargılamaya çalışma) faaliyetleri tamamen durmuşlar. Şüphe denen kavram da yerini yavaştan kafa rahatlığı kavramına bırakmaya başlamış, hani her şey açık ya, şüpheyle bir takım şeyleri dinlemeye, anlamaya, acaba altında nasıl bir niyet var ki diye düşünmeye falan hiç gerek kalmamış durumda.

Peki bu içten ve doğrudan iletişimin, belki de aslında kalpten kalbe olan iletişimin içinde neler var ve neler yok da bu iletişim tam kalpten kalbe, tam anlaşılır, tam olması gerektiği gibi oluyor?

Bir kere içinde sevgi var. Adam Kahane’nin kitabı Güç ve Sevgi’nin içinde çok güzel bir sevgi tanımı okumuştum. Şöyle diyordu: Sevgi egoya kendisinin dışında da bir şeyler olduğunu hatırlatan bir güçtür. Sonra da diyordu ki: sevgi başkasını kabul etme, başkasına saygı duyma, başkasına yardım etme dürtüsüdür, ki bu ayrı olanları birleştirir. Sevgi tanımına bu şekilde bakınca ve iletişimin içine bu sevgiden katınca birinci adımı atmış oluyoruz içten iletişim konusunda.

Bir iletişim söz konusuysa, aslında ortaklaşa olacak bir konu var demektir. Bu ortaklaşa konunun varlığı aynı fikirde olunan bir konu olmasını gerektirmez, ama o konu üzerinde konuşulmasını gerektirir. Bunun olması için de içten ve doğrudan iletişimin içinde ispat ve haklı olma çabası yerine kendini doğru ifade etme ve durumu anlatma çabası olması gereklidir.

İletişim dediysek, en az iki insandan söz ediyoruz demektir. Durum böyle olduğunda, bazen ön yargılar, bazen geçmiş deneyimler, bazen o andaki duygu durumu, bazen sadece bıkkınlık kişilerde bir ön filtre koyarak, bir gözlük takarak iletişiyor olma halini yaratır. Bu olduğunda içten iletişim kurma ihtimali hiç yok demektir. O halde içten iletişim diyebilmek için yargı, ön yargı ve geçmiş deneyimlerden hareketle taktığımız gözlükler olmamalı gözümüzde. Yalın ve konuya odaklı bakan, konuşan ve dinleyen bir ben olmalı iletişimin içinde.

İletişimde iki kişi var dedik, ama şanslıyız ki uğraşmamız gereken sadece bir kişi var, o da kendimiz. İletişimin içtenliğini ve açıklığını desteklemenin tek yolu, az önce sözünü ettiğim iletişimin konusunun ve kendimizin farkında olmak ve bu farkındalığı asla kaybetmemek.

Kendimiz varız dedim ama, doğru iletişim tarafından bakınca, bu sadece “ben haklıyım ve de bunu kanıtlamalıyım” türü bir kendimiz olmak demek değil. Durumu anlamaya çalışan, her yönüyle olaya bakan, en az kendisi kadar karşıdaki kişinin de farkında olan kendimiz olma hali. “Beni anlasın kardeşim benim problemim mi?” hali değil de bir tür ben kendimi anlatayım hali.

Bunlar olduğunda iletişim dediğimiz kavram, dünyanın sonunu getirme ihtimali olan karmaşık bir kavram olmaktan çıkıp, çözüme yönelik ve içinde sevgi barındıran bir kavrama  dönüşüyor. Bazen zor, bazen kolay, bazen imkansız geliyor düşününce. Ama bence denedikçe içimizin en derininde yaşamak için çok çaba gösterdiğimiz mutlu ve iyi hissetme halini bize en iyi fark ettirecek şeylerden bir tanesi.

Bu hafta kendi iletişim tarzınıza tarafsız, yalın ve gerçek bir gözle bakmaya ve yukarıda koyu renkle yazılı olanlar sizde ne durumdalar bir değerlendirmeye, yani kendi içten iletişim tanımınıza bir kez daha bakmaya ne dersiniz?  Belki ufak tefek oynamalarla biraz daha içten hale gelir, ya da biraz daha mutluluk verir.

Mutlu haftalar…

 

arega-1

Agrega Danışmanlık Kurucu Ortak / Profesyonel Koç, İK Danışmanı ve Eğitmen - www.agregadanismanlik.com

Etiketler

Bir de Bunlara Bakın...

0 thoughts on “Kalpten İletişim Olur mu?”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Bizi Takip Edin!