ABD Papaz Kartını Açtı

0

Bugünlerde üniversitelerin tanıtım günleri var.

Özellikle ülkemizde isim yapmış üniversitelerin İktisat Bölümleri’nin tanıtımlarını takip ediyorum.

Üniversite ve bölümlerin tanıtımlarına bakarsanız, sanki dünyada ilk 10’da yer alan üniversitelerin olduğu bir ülkede yaşadığınızı hissedersiniz.

Gerçeklerden uzak, güncel gelişmeleri analiz edemeyen, geleceğe dair öngörüde bulunmayan üniversitelerin kendilerini öven tanıtımlarıyla karşılaşıyorsunuz.

Örneğin bu tanıtımlarda, ABD’nin Türkiye’ye yönelik yaptırım kararı almasındaki iktisadî ve siyasî gerekçelere rastlayamıyorsunuz.

Veya Türkiye’nin bugünkü ekonomik tablosunun arkasındaki siyasî hedeflere vurgu yapan bir bölüm tanıtımı bulamıyorsunuz.

Bu durumla ilgili şöyle bir söz vardır. “İktisatçı, dün öngördüğünün bugün gerçekleşmediğini, yarın açıklayabilen kimsedir”

Bizim, olan bir şeyi olduktan sonra açıklamaya çalışma gibi bir eğilimimiz var. Oysaki, olasılıkları düşünüp, bunlara uygun pozisyon almamız gerekiyor.

Yoksa kriz olduktan sonra krizin neden olduğu üzerine saatlerce program yapılsa, sayfalarca yazılar yazılsa ne olacak? Olmuş bitmiş.

Bizim bugün yaşadıklarımız, başkaları için dünde kalmıştır. Bizim yeni dediklerimiz, bu oyunu kurgulayanlar için çok eskidir.

Her şeye ekonomi penceresinden bakan, siyasi gelişmelerin ekonomi üzerindeki etkisini göz ardı eden İktisat Bölümleri’nin ülkemize ne kadar faydası olabilir?

Oysaki hem ABD’nin yaptırım kararı hem de kurların bu kadar yükselmesi çok önceden belliydi. Bugün yaşadıklarımız çok önceden alınan kararların bir sonucudur.

ABD hem İçişleri ve Adalet Bakanlarımızın mal varlıklarını dondurdu hem de 10 Ağustos itibariyle Türkiye’den ithal ettiği çelik ve alüminyum tarifesini yükseltti.

Yaklaşık 1 yıl önce yazdığım “AB(D) Kartlarını Açıyor” başlıklı yazımın son paragrafında aynen şu ifadeleri kullanmıştım:

AB tarafından gelen bu açıklamaları AB(D) kartının sadece “AB” parçası olarak görüyorum. Bu sürecin “D” parçası da yakında gelecektir. ABD’nin Suriye meselesinde Türkiye ile ters düştüğünden beri açmayı düşündüğü bir kart var. ABD bu kartı doğru zamanda ve en yüksek etkiyi sağlayacak şekilde açmak istiyor. Uluslararası İlişkilerde bir analiz sadece bir kişi veya olay üzerinden yapılamaz. Dünya kamuoyuna yapılan açıklamalar buzdağının sadece görünen kısmıdır. Ne Oettinger’in açıklamasında dediği gibi AB’nin bu kararı sadece Sayın Erdoğan ile ilgilidir, ne de Zarrab davası sadece yolsuzluk ve rüşvet ile ilgilidir. ABD’den yakın zamanda Türkiye’ye yönelik bir iktisadi yaptırım kararı çıkartılabilir.” https://www.paranomist.com/abd-kartlarini-aciyor.html

Bilindiği gibi iskambilde bizim papaz dediğimiz bir kart vardır.

İlginç bir şekilde yazımın başlığındaki “Kart” vurgusuyla uyumlu bir şekilde ABD Papaz üzerinden bir oyun oynamaya başladı.

Aslında ABD ile Türkiye arasında yaşanan Papaz krizi tamamen tiyatrodur. Papaz meselesi olmasaydı başka bir olay üzerinden bugünkü yaşananlar yine olacaktı. Atıf yaptığım yazımda belirttiğim gibi ABD elindeki kartı doğru zamanda ve en yüksek etkiyi sağlayacak şekilde açmak istiyordu.

Papaz meselesi bunun için bulunmaz bir kumaştır. Evanjelik olması ve dinî bir kimliğinin bulunması, Trump’ın içerideki oylarını artırabilir.

Yaklaşık 1 yıl önce ben ABD Türkiye’ye yaptırım uygulayabilir dediğimde, ortada ne Papaz lafı vardı ne de dolar bu kadar yüksekti. ABD sadece fırsat kolluyordu ve Papaz ile bu fırsatı yakaladı.

ABD Başkanı Trump’ın çelik ve alüminyum tarifesiyle ilgili tweeti sonrasında dolar 6,50’ye kadar yükseldi. Tüm bunlar ilginç bir şekilde Sevr Antlaşması’nın 98. yıl dönümünde oluyordu.

Şimdi bazıları ekonomideki bu gidişatı dış güçlere bağlamanın yanlış olduğunu söylüyor. Peki ABD ile Türkiye arasında bu çıkar çatışması olmasaydı, Türkiye bugünkü ekonomik tabloyla karşılaşacak mıydı? Hayır.

Ben ekonomide bizden kaynaklı hatalar olmadığını söylemiyorum. Bizden kaynaklı hatalar var, Türkiye’nin önemli yapısal problemleri de var, ABD ile çıkar çatışması olmasaydı ekonomimiz yine kırılgan olacaktı, yine yanlışlarımız var diye konuşuyor olacaktık ama bugünkü ekonomik tabloyla karşı karşıya da kalmayacaktık.

Trump attığı her adımla Türkiye’yi ABD’den uzaklaştırmaktadır. Belki de bu, ABD’nin bir stratejisidir. Bu nedenle ABD ile pazarlık masasına oturmak bu saatten sonra Türkiye’nin itibarını daha fazla zedeler.

ABD’nin Türkiye ile anlaşma yapmak gibi bir derdi yok. Papaz verilse dahi bu sorunlar devam edecektir. ABD pazarlık masasında Türkiye’nin kabul edemeyeceği şartlar talep eder, pazarlığı kitler, yine de Türkiye ile anlaşmaz.

ABD ile yaşadığımız kriz siyasî bir krizdir. Biz bugün siyasî krizin iktisadî sonuçlarını yaşıyoruz. Bu nedenle, iktisadî sorunlarımızı iktisadî tedbirlerle aşamayız. Ben başından beri iktisat ve siyaset birbirinden ayrılamaz, bunların birlikte değerlendirilmesi gerek diyorum.

Peki ne olacak? Öncelikle Türkiye’ye yönelik bu iktisadî operasyon kararının çok önceden alınmış olduğunu kabul edeceğiz.

Papazın bahane olduğunu bileceğiz, ABD ile yapılan her türlü pazarlığın bizim aleyhimize olduğunun farkında olacağız.

Çözüm Rusya ve/veya Çin ile anlaşmak da değildir. Bu ülkelerle anlaşmamız ABD’nin isteğidir. ABD ile Rusya, Suriye konusunda uzlaşma sağladılar. Suriye’nin güneyinde Rusya, kuzeyindeyse ABD etkin durumda.

Yani Rusya, Suriye’yi desteklemeyi bıraktı. İran’a eskisi gibi destek vermemektedir. Rusya ve ABD anlaşmalı olarak bölgeyi adeta paylaşmaktadırlar. Ayrıca ABD, Türkiye’ye tehdit olan grupları desteklemeye devam etmektedir.

Liberal dünya düzeninin sonunu getirmesi için Trump göreve getirildi. Trump geldiğinden bu yana ticaret savaşları, ambargolar, yaptırımlar, korumacılık, tarifelerin yükseltilmesi gibi laflar eksik olmadı. Zamanında bir çağı kapatıp, diğer çağı açan padişahlar vardı. Trump da 2. Dünya Savaşı sonrası oluşturulan çağı kapatıp, yeni çağ açan padişahlardan bir tanesidir. Bana göre Trump, ABD’yi bitirmek için oraya getirilmiş bir isimdir. O nedenle Trump’ın aldığı kararları, ABD’nin çıkarlarına ters olarak değerlendirmek yanlış olacaktır. Trump, ABD’nin çıkarından daha çok Rusya’nın çıkarına çalışmaktadır.

ABD, Rusya ve Çin’in ülkemiz üzerinde emelleri var. Türkiye’ye ölümü gösterip sıtmaya razı etme peşindeler. Bu üç ülke de zayıf bir Türkiye’den yanadır. Çünkü her üçünün de bölgede kendi çıkarları var. Bu çıkarlarına engel olan ülkelerden bir tanesi de Türkiye’dir.

Bu iktisadî operasyonun bir siyasî hedefi olduğunu da kabul edeceğiz. Bu siyasî hedef, Erdoğan’ın görevden çekilmesini sağlamaktır. ABD bu bölgede önce İran’ı sonra Türkiye’yi dizayn etmeye çalışmaktadır.

Bu nedenle hem İran’ın hem Türkiye’nin olabildiğince yıpratılması, zayıflatılması ve istedikleri hedefe ulaşması için uygun kıvama getirilmesine çalışılmaktadır. Kısaca Türkiye, yağma edilmeye çalışılmaktadır.

Bundan sonraki süreçte şirketlerin iflas etmesi hedeflenecektr. Batan veya çok büyük zarara uğrayan şirketlerin, yabancılar tarafından ucuza satın alındığına şahit olabiliriz. Özellikle Çin bu satın almaları çok yapıyor.

 

Anadolu Üniversitesi İktisat bölümü mezunu. 2012’de Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Erciş İşletme Fakültesi’nde göreve başladı. Halen Marmara Üniversitesi’nde lisansüstü eğitimine devam ediyor. Çeşitli internet sitelerinde yazıları yayınlandı. Çalışma ve ilgi alanları: Küreselleşme, Ekonomi Politikaları, İktisadi Krizler, Kentleşme Politikaları, İktisat Sosyolojisi, Dinler Tarihi, Kültür ve Tarih'tir.

Cevap Yaz

Your email address will not be published.