Borçlanan Politika mı? Borç Veren Politika mı?

0

Hemen hemen herkesin ülke ekonomileri hakkında şöyle bir yargısı vardır, bir ülkenin diğer ülkelere borç para vermesi iyi bir göstergedir ve o ülkenin zenginliğinin kanıtlarından biridir. Aynı şekilde sürekli borç alan bir ülke ise batmakta olan bir şirket gibidir ve bu ülkenin ekonomisinin harika olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Ancak iktisatta köşeli olmak o kadar kolay değildir. Enflasyon kötü bir olgu diyemediğimiz gibi borçlanmak da kesinlikle kötüdür ya da borç vermek kesinlikle iyidir gibi bir tezde bulunamayız. Bir ülkenin büyümesi; kamu harcamaları, yatırım, devlet harcamaları ve ihracat toplamı ile hesaplanabilir. Zaten matematiksel olarak dışarıdan borç alıp ülke içine harcayan bir ülke büyüme göstergelerini de pozitif anlamda yanıltmış olacaktır. Ayrıca yine ekonomistler bilir ki veriler sayısal olarak pek bir anlam ifade etmez. Ya yüzdesel olarak ülke içindeki gelişime bakılmalı ya da diğer ülkeler ile göreceli olarak kıyaslanmalıdır. Biz de buradan yola çıkarak öncelikle Türkiye’nin gayri safi yurt içi hasılasına göre dış borcuna ve dış borç stoğuna daha sonra da karşılaştıracağımız ülkelerin durumlarına bakalım.

2016 Aralık verilerine göre Türkiye’nin milli gelirine göre dış borç oranı %28.30, diğer bir deyişle G20 ülkeleri arasında gelirine göre borç bakımından en iyi 3. ülkeyiz. Pekala bu veri bize ne demektedir? Aslında bu veri tek başına bir anlam ifade etmez, hem ülkelerin diğer verilerine hem de mikro bazda sebeplere odaklanmak gerekir. Örneğin Japonya’nın milli gelirinin 2.5 katı kadar dış borcu var. Bu durumda ekonomik anlamda krizde diyebilir miyiz? Hayır, çünkü Japonya özelindeki bu verinin sebebi Japon halkının çok yüksek seviyede tasarruf yapıyor olması ve bu dış borçtan çok daha fazla hane halkı birikimlerine sahip olmasıdır. Devlet piyasadaki para dolaşımının artması amacıyla bu borçlanmacı politikayı benimsemiştir. Bu yüzden veri analizinde ülkelerin politikalarını da sebepleriyle beraber incelememiz gerekir.

Şimdi işin bir diğer boyutuna bakalım. Bu ülkeler aslında dünya üzerinde sürekli birbiriyle ticaret yapan belli sayıdaki oyuncudan başka bir şey değillerdir. Bir bakkalın tek müşterisine sürekli veresiye açtığını düşünelim. Bu durumda bakkal borcunu alamadığı takdirde batacağı gibi veresiye açmadığı takdirde de batacaktır. Bu örnek borç veren bir ülkenin durumunun kime borç verdiğiyle doğrudan ilintili olduğunu basit bir şekilde modelleyebilir. Örneğin Avrupa Birliği tarafından İspanya ve Yunanistan’a verilen düşük faizli borçlar geri ödenememişti. Bu noktada AB’nin borç verme politikası, hanehalklarının zenginliğini negatif yönde etkilemiştir.

Politikayı tahlil etmek için bakmamız gereken en önemli verilerden bazıları da bu borçlanma stratejisinin amaçlarına ve sonuçlarına bakmaktır. Bir ülke kısa zamanda yüksek büyüme sergilemek, iç yatırımlarını arttırmak ve altyapısını zenginleştirmek veya belli sektörleri sübvanse etmek için dış borca ihtiyaç duyabilir. Bununla beraber krizdeki ekonomisini düzeltmek için de dış borçlanmaya yönelebilir ancak bu durumda IMF tarafından verilen piyasa standartlarının çok altındaki faiz oranlarına başvuruda bulunur. Türkiye’nin 2000 yılından günümüze kadar toplam gelirini yaklaşık 5 katına çıkardığını görebiliyoruz. Aradaki fark 800 milyar dolar. Şu anki toplam devlet borcu ise yaklaşık 223 milyar dolar fakat daha önemlisi 2000 senesinde 100 milyar Türk Lirası yani o zamanki kur ile yaklaşık 60 milyar dolar etmektedir. Yani toplam borç 4 kattan daha az artmıştır. Bu noktada 20 senedir ülkemizin büyümeci bir politika benimsediğini ve bunu bir ölçüde başardığını söyleyebiliriz. Fakat bu borcun ne kadar sürdürülebilir olduğunun analizinin de iyi yapılması gerekir.

Sonuç olarak ekonomi politiği yapılırken birçok diğerlerine göre incelenmeli aynı zamanda kendi politikası çerçevesinde de tahlil edilmelidir. Ekonomistlere ekonomiyle ilgili herhangi bir soru yöneltildiğinde verebileceğimiz en iyi cevap, “bilmiyorum” olur. Bunun sebebi ise asimetrik bilgiye sahip olmamız ve en ufak çıkarım için bile her göstergeyi analiz etmek durumunda olmamızdır. Sonuç olarak, borçlanan bir politika mı yoksa borç veren mi? Bu tamamen belli kısıtlar ve örneklem altında detaylıca incelenip cevabı verilebilecek bir soru. Şimdilik durum iyi gözüküyor.

Kabataş Erkek Lisesi'ni bitirdikten sonra Galatasaray Üniversitesi İktisat bölümünde öğrenimini sürdürmektedir. İlgi duyduğu konular oyun teorisi, zaman serileri, sermaye piyasaları, algoritmik işlemler ve ekonomi yayıncılığı.

Cevap Yaz

Your email address will not be published.