Dikiş Stratejizi

0

Gündemde yazılarımızda ifade ettiğimiz bazı noktaları doğrular şekilde gelişmeler yaşanmaya devam etmektedir.

Nedir bu gelişmeler:

1) Zarrab meselesi

2) Trump’ın Başkanlık tartışması

Şimdi bu gelişmeler hakkında daha önce ne yazmıştık onları hatırlatalım.

1) “AB(D) kartlarını açıyor” demiştik. Açtı mı? Bir kısmını açtı ve açmaya devam edecek. Aynı yazıda Zarrab davasının sadece yolsuzluk ve rüşvet ile ilgili olmadığını söylemiştik. Şu anda bu davanın gidişatı daha net olarak görülmeye başlandı ve meselenin yolsuzluk ve rüşvetten daha vahim sonuçları olabileceği anlaşıldı.

2) Trump’ın başkanlık koltuğunda uzun süre kalamayacağını (https://www.paranomist.com/dunya-duzeninin-sekillendirilmesi-1.html) ve Trump’ın koltuğu bırakması için her yolun deneneceğinden bahsetmiştik (https://www.paranomist.com/dunya-duzeninin-sekillendirilmesi-2.html). Trump’ın eski ulusal ve güvenlik danışmanı Michael Flynn’in açıklamaları ile Trump’ın başkanlığı meselesi yeniden tartışılmaya başlandı.

Gerek Zarrab davası gerekse de Trump’ın başkanlık meselesi istihbarat operasyonudur. Her iki mesele de tam da Amerikan istihbaratının çalışma yöntemine uygun şekilde ilerlemektedir. Amerikan istihbaratları arasındaki güç mücadelesini şimdilik bir kenara bırakıyorum. İstihbarat kelimesini Amerikan istihbarat sistemi olarak dikkate alın.

Nedir bu istihbarat yöntemi? Bu yöntemi DİKİŞ olarak kısaltıyorum. Elimden geldiğince bu istihbaratın çalışma mantığını özetlemeye çalışacağım.

1) Destek: ABD önce destekler. Desteklediği her ülke ile dost, desteklemediği her ülke ile düşman olduğu anlaşılmamalıdır. Hatta genellikle tam tersidir. Her devletin yapması gerektiği gibi çıkar esaslı bir siyaset izler. Ancak elindeki imkanlar ABD’ye diğer ülkelere göre avantaj sağlamaktadır. En önemli avantajı da elindeki bilgi gücüdür.

2) İzleme: ABD desteklediği veya desteklemediği her ülkeyi, grubu, kişiyi izler, toplayabildiği kadar bilgi toplar. Bu izleme, takip etme süreci ile eş anlı yürütülmektedir. İşe yarayan veya yaramayan tüm bilgileri envanterine geçirir. Bunu yaparken hedefin rahat hareket etmesi için her türlü yardımı yapar, arkasında durur yani destekler. Bu aşamada hedefe bilerek yol verme aşamasıdır.

3) Kaydetme: ABD hedefteki kişi, grup veya ülke hakkında topladığı tüm bilgileri kaydeder. Kaydetme, uzun vadeli bir planın aşamasıdır. Bu kayıtlar hayati derecede önemlidir. Hedef, bu kaydetmenin farkında olmaz. Arkasında ABD’nin olduğunu bilerek yaptığı faaliyetleri genişlettikçe genişletir, rahatladıkça rahatlar. Böylelikle hedeften elde edilen bilgiler de gittikçe artar. Hedef artık tuzaktadır.

4) İstihbarat Elemesi: Hedef hakkındaki işe yarar, kullanışlı, anlamlı bilgiler istihbaratın elemesinden geçirilir. Elde edilen bilgiler önem derecesine göre sıralanır, gruplanır. Hedefin bağlantılı olduğu kişi, grup veya ülkeler sınıflandırılır. Kurulan bağlantıların şifreleri çözülür.

5) Şantaj: Eldeki önem derecesine göre sınıflandırılmış bilgiler hedefe şantaj amaçlı kullanılmaya başlanır. Bunun için doğru zaman beklenir. Hedefin çıkarlarına zarar verdiklerini düşündükleri zamanda bu şantajı yapmaya başlarlar. Hedefle bağlantı kuran tüm diğer ikincil unsurları köşeye sıkıştırmak için de bu yapılır. Ancak genellikle tüm unsurlar değil bir hedef üzerine yoğunlaşılır. Bunun nedeni diğer unsurların hedefi yalnız bırakmasını sağlamaktır. Bu aşamada hedef kullanışlı bir hale gelmiştir. Amerikan yargı sisteminin bir özelliği olan pazarlık sistemi devreye sokulur, bağlantıların mahkemede açıkça ifade edilmesi halinde ceza indirimi teklif edilir.

Zarrab meselesinde de Trump’ın başkanlık sürecindeki bağlantılarında da istihbarat başından beri her şeyin farkındaydı. Yol verdi, ses çıkarmayarak destekledi. Ama bu arada her şeyi kaydetti. Zamanı geldi, kullandı. Bu nedenle bu meseleleri yolsuzluk ve rüşvet olayına indirgemek basit olur. Üstelik yolsuzluk ve rüşvet ile mücadele ettiğini söyleyen ABD ise bu tam komikliktir. ABD’nin demokrasi getireceğini sananların başlarına nasıl bomba yağdığını tüm dünya biliyor. ABD’nin adaleti sağlayacağını düşünmek bu saatten sonra imkansızdır.

ABD denilen ülke, Sovyetler’e karşı çevreleme politikası kapsamında (Yeşil Kuşak) Türkiye’de siyasal islamı desteklemiş ve bu arada da FETÖ’yü Truva atı olarak içimize yerleştirmiş bir ülkedir. Sinekten yağ çıkaran bu ülkenin bir taşla kaç kuş vuracağını tahmin etmek zor değil.

Genel çalışma mantığı bu şekilde olan Amerikan istihbaratı, MİT tırları meselesini de es geçmez. Mutlaka o konuyla ilgili de bir planı vardır, uygun zamanı bekliyordur.

Amerikan istihbaratının Katar’a yönelik ambargo ile yetinmeyeceği de söylenmelidir.

Anadolu Üniversitesi İktisat bölümü mezunu. 2012’de Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Erciş İşletme Fakültesi’nde göreve başladı. Halen Marmara Üniversitesi’nde lisansüstü eğitimine devam ediyor. Çeşitli internet sitelerinde yazıları yayınlandı. Çalışma ve ilgi alanları: Küreselleşme, Ekonomi Politikaları, İktisadi Krizler, Kentleşme Politikaları, İktisat Sosyolojisi, Dinler Tarihi, Kültür ve Tarih'tir.

Cevap Yaz

Your email address will not be published.