Para Ekonomi Blogu Borsa Dolar Euro Altın Pazarlama Reklam Haber analiz Paranomist iibf iktisadi bilimler fakültesi Haberleri ingilizce makaleler piyasalar

Dünya Değerler Araştırmasında Türkiye

2

Dünya Değerler Araştırmasında Türkiye 

90’lar hiç kuşkusuz sadece Türkiye’de değil, genel olarak tüm dünyada başlayan neo-liberal değişimin başlangıç noktasıdır. Daha öncesinin ikilikler üzerine kurulmuş tüm toplumsal, ekonomik ve siyasal yaşam biçimi ve değerleri 90’lardan itibaren köklü bir değişim içerisine girmiştir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasını takiben değişen dengeler aynı zamanda kültürel değerleri de etkilemiş, dünya artık demokrasi, insan hakları, şahsi mülkiyet, serbest pazar, liberalizm, özgürlük ve fikir özgürlüğü gibi rakipsiz kalan değerlerin tartışmaya kapanıp tekelleşmeye başladığı bir döneme adımını atmıştır. Küreselleşme kavramı hayatımızda daha fazla yer almaya başlamış, dünya “küçük bir köy”e benzetilmiş ve “tarihin sonu” tezleri dahi ortaya atılmıştır. Burada ilgi çekici olan ise, dünya bu derece bir kültür endüstrisine maruz kalmaktayken neden hala bu değerler üzerinde anlaşmazlıkların ve ya tartışmaların sürdüğüdür. Bu değişime ve “küçük bir köy” haline gelme fikrine karşı direnen insan topluluklarının sayısı oldukça fazladır. Bu sorunun cevabı esasında “kültür” dediğimiz olgunun kolay bir şekilde değişken olmamasında yatmaktadır. Kültür, içerisinde belli kabuller ve varsayımlar içermektedir, bunlar da oldukça katılaşmış bulundukları ve geniş toplumsal kitlelerce kabul edildiği için değişimi ve ya kolayca etkilenmesi zor olgular haline gelmiştir.

1980’li yıllarda başlayan ve halen daha devam eden “Dünya Değerler Araştırması” dünya üzerindeki bu kültür çeşitliliğini, toplumların reaksiyonlarını ve ya bakış açılarını anlamamızı sağlayacak oldukça geniş kapsamlı araştırmalar dizisidir. Bugün 100den fazla ülkede yüzlerce akademisyen tarafından yürütülen bu projenin amacı; demokrasiye olan destek, etnik topluluklara ve ya azınlıklara olan tutum, toplumsal cinsiyet konularına karşı duruş, inancın etkisi, küreselleşmenin etkisi, ayrımcılık ve ulusal kimlik gibi değerleri ölçüp analiz etmektir. Türkiye ayağını Bahçeşehir Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Prof.Dr. Yılmaz Esmer’in yönettiği proje 90’larda yaşanan bu değişimin geçtiğimiz yirmi yılda ne gibi değişimleri beraberinde getirdiğini görmemize yardımcı oluyor. En son yapılan (2011) araştırma sonuçları Türkiye’nin bu süreçte giderek daha hoşgörüsüz ve muhafazakâr olduğunu gösteriyor.

Sonuçları ilginç, özellikle 90’lardan itibaren mutluluk, hayattan memnuniyet, maddi durumun yeterliliği, hükümete güven, dinin kendileri için önemli olduğunu söyleyen ve ya kendini dindar olarak tanımlayanlar, kendisini orta sınıf olarak tanımlayanların sayısı ve erkeğin üstün olduğunu düşünenler gibi değerler artan ve ya değişmeyen bir grafik göstermiştir. Askere olan güven, hayat pahalılığının etkisi, işçi-emekçi sınıfı sayısı, toplu dilekçe imzalarım diyenler, yasal bir gösteriye katılırım diyenler, insan haklarına hiç saygı gösterilmiyor diyenler, gerekirse ülke için savaşırım diyenlerin oranlarında ise belli bir düşüş söz konusudur.

Hiç kuşku yok ki özellikle 1980 darbesini takip eden süreçte toplumsal olarak kültürel değerlerimizde ve algılarımızda bazı değişiklikler meydana gelmiştir. O ana kadar toplumun verdiği tepkiler, 1980 döneminin statükocu ve baskıcı ortamında kendilerini yeniden tanımlanmışlar ve bu durum özellikle yeni yetişen nesiller üzerinde oldukça etkili olmuştur. Bireyin toplumsal reaksiyonları ve davranış kalıplarını öğrendiği aile ortamında kendisine telkin edilen güvenlik algısı, uzak durması icap eden konuların ve olayların bireye dayatılması ve ayrıca da bu durumun devlet kanalları ile desteklenmesi ile karşımıza bugün bu araştırmanın sonuçlarında gördüğümüz bir toplum tabakası çıkmıştır. Toplum, devletin yapması gereken asli görevleri layıkıyla yerine getirememesinden ötürü bir tepki vermek istemiş, fakat bu tepkisi kendi canını yaktığı için tepkisizlik ve “yaratana sığınma” mottoları ile kendisini şekillendirmiştir.

Kendisinden farklı olanın, yani “diğer”in keskin çizgilerle tanımlanması, militarist bir düzen, politik hayata dışarıdan gelen müdahaleler ve iktisadi bunalımlar, bireylerin toplumsal kaygılar yerine bireysel kaygılarla hareket etmesine neden olmuştur. Bu durum elbette ki siyasal vicdanın yanı sıra toplumsal vicdanın da erozyona uğramasını beraberinde getirmiştir. Açıkça bütün devlet ve aile organlarında bireylere uygulanan depolitizasyon, toplumsal olarak 70lerin gergin havasını almakla birlikte, 80’lerdeki serbest piyasa ve ya özgür düşünce gibi aslında tam olarak uygulamada gözlemlenemeyen sözde iyileştirmeler ile orta ve işçi sınıfları sakinleştirilmiş ve birbirleri arasına mesafeler konulmuştur.

Bu süreç sonrasında bireyler işlerine gitmekte, yoğun çalışma temposunun ardından evlerine dönerek, kalan zamanlarını dinlenmek veya dışarıdaki dünyayı eve getiren televizyon adlı cihazla haşır neşir olmakla değerlendirmektedirler. Aynı zamanda günümüzde de mevcut olan tüketim trendi, insanlara esasında hiç sahip olamayacakları şeylerin kopyalarını sunmakta ve bireyler televizyondan öğrenilip özenilen hayatın bir kopyasını yaşama şansı bulmaktadırlar. Hemen her türlü malın her gruba hitap eden, görüntüde aynı fiyatta farklı türleri, sınıflar arası ve içindeki çatışmaları yumuşatıcı bir etkiye sahiptir. Bu şekilde yeni yoksul kesimler kendilerine refah görüntüsü satın almaktadırlar.

Aynı zamanda ülkemizde geniş bir politik sınıfa hitap eden cemaat kültürü bu süreç sonrasında yaygınlaşmakta ve şehirleşen hayatları muhafazakâr fakat ilahi bir sevgiyle mutlu hale getirmektedir. Bu durum elbette ki beraberinde sağa kayan bir siyasi kültürü, muhafazakârlaşmayı, ötekini daha güçlü tanımlamayı ve tutucu değerleri arttırmıştır. Öte yandan, bu tabanın karşısına bir antitez olarak kendisini çağdaş, laik, ulusalcı, milli değerlere hassasiyeti olan, cumhuriyet dönemine özlemli olarak tanımlayan bir kesim de etkisini arttırmıştır. Ayrıca ülke, artan iş olanakları ile yüksek göçler alan batı ve göç veren, yoksullaşan doğu olarak iki ayrı toplumsal tabana ayrılmış vaziyettedir(sahil kesimi, iç bölgeler ayrımı). Bugün baktığımız yerde çeşitliliğin bol, bireyselliğin yüksek, tahammülsüzlüğün dorukta olduğu bir Türkiye ile karşı karşıyayız.

Bu içinden geçilen süreç öncelikle gençleri ve kadını vurmakta, toplumda sağcı, tutucu ve erkek egemen karakterleri daha ön plana çıkartmakta, ekonomik kriz ortamında yaşanan işsizlikte ilk olarak kadını hedef alan ve artından politik ortamdan gençleri uzaklaştıran sonrada bunu muhafazakâr değerlerle -kadının yeri evidir gibi- meşrulaştıran bir anlayış ortaya çıkmaktadır.

Bütün bu olgular araştırmada görülen mutlu ama birbirine güvenmeyen, yani bir nevi kendi dünyasında mutlu, kendi mutluğunu toplum mutluluğundan üstün tutan ve “hastalıklı” olarak tanımlanabilecek bir toplumsal yapıyı oluşturmaktadır. Toplum olarak değiştirilmiş, birbirinden ayrıştırılmış, birbirine yabancı ve bir başkasını istemeyen bir yapının haricinde, esasında dini ritüellerinden politik söylemlerine kadar, tüm toplumsal davranışlarını simgesel kaygılarla, günü birlik gündemlerle ve hızlı değişen bir hayat temposuyla yaşayan bir grubun içinde bulunmaktayız.
İşte size 47 Avrupa ülkesi içinde siyasal yelpazenin en sağındaki ülke Türkiye’nin 2010’lar tablosu. Başka bir deyişle Türkiye, kendi kabuğunda büzüşerek, muhafazakâr, tahammülsüz, endişeli ama mutlu insanlar diyarı.

Kaynakça 

Menekşe Toykay, “Dünya Değerler Araştırması,Türkiye’deki Önemli Eğilimlere Işık Tutuyor”, 05.08.2011,

http://setimes.com/cocoon/setimes/xhtml/tr/features/setimes/features/2011/08/05/feature-03 (07.11.2012)

W,Benjamin, “Pasajlar”, YKY, 1994, s.77-94

Ersin Kabaoğlu, “Türkiye Nereye Doğru Kayıyor ?Değerler Araştırması 2011” 22.07.2011, http://blog.milliyet.com.tr/turkiye-nereye-dogru-kayiyor—degerler-arastirmasi-2011-/Blog/?BlogNo=317163 (07.11.2012)

Ege Üniversitesi Uluslararası ilişkiler Bölümü mezunu, şuanda İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Yüksek Lisans öğrencisidir.
2 Yorum
  1. İ. Ersin Kabaoğlu says

    değerli yazınızda Milliyetblog’daki yazıma atıf yaptığınız ve kaynakçada yer verdiğiniz için teşekkür eder, selamlarımı iletirim. başarı ve iyi günler dileklerimle…

    1. Serhat Saru says

      siz o çok beğendiğim yazıyı yazdığınız için ben teşekkür ederim.

Cevap Yaz

Your email address will not be published.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.