Dünya Düzeninin Şekillendirilmesi (2)

0

2000’lerden bu yana ABD’nin Ortadoğu stratejisi çok açık olarak görülmektedir. ABD Ortadoğu’da Büyük İsrail Projesi kapsamında ikinci bir İsrail devleti kurma peşindedir. ABD’nin 15 Temmuz darbe girişimi ve sonrası süreçte Suriye’nin kuzeyine yüzlerce tır dolusu askeri malzeme göndermesi Türkiye’ye yönelik bir girişim olarak değerlendirilmelidir. Bu girişim Türkiye’nin milli güvenliğini tehdit eder hale gelmiştir. Ancak ABD’nin verdiği bu desteğin zaman için kesileceğini ve oradaki yapıların tasfiye edileceğini düşünüyorum. Türkiye bir yandan iktisadi yaptırımlar ile diğer yandan da siyasi istikrarsızlık ve askeri tehditlerle yalnızlaştırılmak istenmektedir. Önümüzdeki süreçte tüm bu niyetlerin daha net olarak görülebileceğini düşünüyorum.

ABD’nin Ortadoğu stratejisinin bir parçası da bölgenin kendi çıkarları doğrultusunda kolay yönetilebilir yapıya dönüştürülmesidir. Bu nedenle bölgedeki Türkiye ve İran gibi iki ülkenin istikrarsızlaştırılması öncelikli hedeftir. Türkiye ve İran, ABD’nin hedefinde olan ve olmaya devam edecek iki ülkedir. Her an bu ülkelere karşı iktisadi, siyasi veya askeri istikrarsızlaştırma operasyonları yapılabilir. Türkiye’ye verdiği destekten dolayı Azerbaycan da hedefteki ülkelerden bir diğeridir.

Katar’a yönelik ambargo kararının arkasında Katar’ın, Türkiye ve İran ile kurduğu ilişkiler olduğunu belirtmiştim. Böl ve yönet stratejisinin bir parçası olarak ABD bölgede Türkiye-Azerbaycan-İran-Katar-Pakistan işbirliğini bozmak için istikrarsızlıklar oluşturmaktadır. Bu ülkeler arasındaki yakınlaşma bile ABD için savaş sebebi sayılabilir. Özellikle Türkiye-İran-Pakistan işbirliğinin gelişmesi ABD’nin bölge üzerindeki birçok oyununu bozmaya yetecektir. Ancak son olarak Pakistan Başbakanı’nın görevden alınması Pakistan’ın geleceğini belirsizleşmiştir. Yeni yönetimin Türkiye ve İran ile ilişkilerinin eskisi gibi olup olmayacağını zaman gösterecektir. Ancak Rusya ve Çin , Pakistan’da ABD ile işbirliği yapan bir hükümetin gelmemesi için ellerinden geleni yapacaktır.

Pakistan hem Türkiye ile hem de Çin ile kurduğu stratejik işbirliği nedeniyle oldukça önemliydi ve oyundan düşürüldü. Pakistan’a yönelik bu operasyon ABD-Çin rekabeti açısından da okunmalıdır. Çin ve Pakistan arasındaki yakınlaşma Pakistan’ın istikrarsızlaştırılmasını neredeyse kaçınılmaz kılmıştır.

ABD, Kuzey Kore’yi gerekçe göstererek Asya-Pasifik Bölgesini istikrarsızlaştırmaya ve Çin’in bölgedeki nüfuzunu kırmaya çalışmaktadır. Çin ve Kuzey Kore arasındaki yakınlaşma da ABD’yi rahatsız etmektedir ve Çin’in Kuzey Kore’ye destek verdiğini ABD çok net bilmektedir. Kuzey Kore kaynaklı bir nükleer savaş olasılığı her zaman var. ABD, Kuzey Kore’nin tehditlerine ne zamana kadar müdahale etmeden durabilir belli olmaz ama çok uzun süre sabretmesi beklenmemelidir. ABD için olası Kuzey Kore müdahalesi Çin’in bölgedeki etkinliğini kırmaya yönelik müthiş bir fırsat olacaktır ve ABD’deki silah lobileri bu karlı fırsatı kaçırmak istemezler. Ancak Kuzey Kore meselesi bilerek ve istenerek dünya kamuoyunda parlatılmaktadır. Kuzey Kore’nin ABD’ye yönelik herhangi bir nükleer füze fırlatması durumunda bu ikinci 11 Eylül olayı şeklinde yorumlanır ve ABD’nin Asya-Pasifik Bölgesine istediği gibi yerleşmesi ile sonuçlanır. Bana göre ABD’nin kendi içinde Kuzey Kore’nin böyle bir saldırı yapmasını isteyen lobiler vardır. Burada Kuzey Kore kullanılarak Çin’in çevrelenmesi amaçlanmaktadır. Daha fazla istikrarsızlık, daha fazla silah satışı ve sömürgeleştirmenin meşrulaştırılması demektir.

Dünya düzenini kendilerine göre şekillendirmek isteyenler ABD’de Trump yönetimine karşılar. Daha önceki yazılarımda ABD’nin yerine Çin’in geçirilmek istendiğini belirtmiştim. Bunun için siyasi istikrarsızlık, iç karışıklık ve sokak eylemleri ile ABD rahatsız edilmektedir. Önümüzdeki dönemde Trump’ı daha zorlu bir süreç bekliyor (özellikle ABD Kongresi ve Yargısı tarafından). Trump’ın koltuğu bırakması için her yol denenecektir. ABD, istihbarat teşkilatlarının kendi aralarındaki savaşının tam ortasında.

Dünya dijital devrimin eşiğinde ve hatta içine girmiş durumunda. Yapay zekalar, 3d yazıcılar, robotlar, sanayi 4.0, Bitcoin ve daha birçok iktisadi ve siyasi nitelikteki değişim ve dönüşümler ile yeni bir çağa giriyoruz. Bu çağda eskiye dair bildiğimiz ne varsa aile yapısından dinlere, kültürden sosyal hayata kadar hemen her alanda köklü değişiklikler olacaktır. Değişiklik ve dönüşüm sözcükleri olumlu çağrışım yapabilir. Ancak o kadar iyimser olmamak gerekir. Çünkü yeni çağda insanlığın tüm birikimleri makinaların kontrolünde olacak. Makinaları da insanlar kontrol ediyor denilerek itiraz edilebilir. Peki ya makinalar insanın kontrolünden çıkarsa? Kendi yazılımını üreten bir yapay zekanın karşısında insanlık aciz durumdadır.

Dünyada bu tür gelişmeler olurken Türkiye ise 2019 seçimlerine hazırlanmaktadır. Seçim heyecanı ve çalışmaları şimdiden başlamış gözüküyor. Çünkü önceki seçimlere göre çok daha zor bir sistemde yarışacak partiler. Şu anda partiler tarafından oy eğilimleri gözlemleniyor ve bir tahminde bulunulmaya çalışılıyor. Yeni bir muhalif partinin kurulacak olması -ki önceki seçimlerde böyle bir partinin kurulacağından bahsetmiştim- oy dağılımlarını etkileyecektir. Ülkenin iktisadi ve siyasi istikrarı da seçmenlerin oy davranışlarını etkiler. O zamana kadar neler yaşanır bilinmez ancak bana göre 2019 beklenilmeden seçimler yapılacaktır.

Cevap Yaz

Your email address will not be published.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.