Karl Marx’ın Yaşamı ve Düşüncesi

0

Karl Marx, 5 Mayıs 1818’de dokuz çocuğun en küçüğü olarak Prusya Rhineland’ındaki Trier’de doğdu ve 14 Mart 1883’te gönüllü sürgünde, Londra’da öldü.1 Babası Heinrich Marx (1787–1838) bir avukattı. Hem babası hem de kızlık soyadı Pressburg olan annesi Henriette (1787–1863), yüzlerce yıl geriye giden ailelerden geliyordu. Toplumsal nedenlerden dolayı Marx’ın babası, Marx doğduktan sonra Protestanlığa geçti. Çocukların hepsi 1824’te, Marx altı yaşındayken ve anne ise 1825’te vaftiz edildi.

Marx, Moshelle bölgesinde küçük bir şehir olan Trier’de yetişti. Mahalli lisede okudu ve 1835’te buradan mezun oldu. Oradan üniversiteye devam etti. İlkin Bonn’da sonra da Berlin’de eğitim gördü. Berlin’de zamanını Doktorlar Kulübü’ne mensup, Hegel’le ilgilenen sol kanat genç entelektüellerle geçirdi. Arkadaşlarının, özellikle Friedrich Engels’in yardımı dışında, uzun bir zaman tek gelir kaynağı olan gazeteciliğe dönmeden önce, üniversitede felsefe doktora derecesini aldı.

1843’te anavatanından ayrılmak zorunda kalacağı bir dizi sürgün dönemi başlamıştı onun için. İlk önce Paris’e gitti ve orada çabucak yakın arkadaşı olan ve ömür boyu işbirliği içinde olacağı Engels ile tanıştı. Ondan sonra hayatının geri kalanını geçireceği Londra’ya gitmeden önce diğer yerlere yaptığı kısa yolculuklarla birlikte, Brüksel’e de kısa süreliğine gitti.
Fevkalade entelektüel bir enerjiye sahip olan Marx, üniversiteyi terk ettikten kısa bir süre sonra ölünceye dek sürecek olan yazı yazma işine başladı. Önceleri gazete yazıları ve sonra da felsefî olan yazıları, hızlı bir şekilde giderek iktisadî bir havaya büründü. Çalışmasının ana hatları yıllarca bilinmedi. Çünkü en önemli yazılarının çoğu o hayattayken yayımlanmamıştı. Bu yazıların dağınık görünüşünden ötürü, onun yazı külliyatının doğru bir kavranışı her şey göz önünde tutulursa son dönemlerde mümkün oldu.

Marx’ın Hegel ve Hegelcilik üzerine uzun zamandır bir dizi felsefî metin yazdığı biliniyordu. Fakat daha sonra felsefeyi arkasında bırakarak, asıl katkıda bulunduğu alan olarak kabul edilen ekonomiye döndüğü düşünülmüştür. Onun ekonomik konularla ilgili yazıları, giderek daha ayrıntılı bir hal alan ekonomi politiğin eleştirisiyle sonuçlandı. Marx’ın başyapıtının uzunca bir zaman, 1867’de yayımlanan planlanmış üç cildin ilki olan Kapital’in ilk cildi (Marx diğerlerini bitirememiştir) olduğu kabul edilmiştir. Ancak daha yakın zamanlarda anlaşılmıştır ki Kapital aslında daha büyük bir projenin küçük bir kısmıydı. Bu projenin bize ulaşan ana fragmanı olan ve Grundrisse olarak bilinen bitirilmemiş bir yazmalar koleksiyonu ancak 1950’lerin başlarında geniş kesimlere ulaşılabilir bir duruma gelmiştir. 1930’larda ortaya çıkan ve ancak daha sonra İngilizce’ye çevrilen bir metin Paris’te yazıldığı için Paris Yazmaları ya da ikiz konuları olduğu için Ekonomik ve Felsefî El Yazmaları ya da yazıldığı tarihe işaretle 1844 El Yazmaları olarak çeşitli adlar altında bilinir. Bu metin ortaya çıktığında, metnin felsefî yazında o güne kadar yazılan herhangi bir şeye denk sayılabilecek parlak yabancılaşma tartışması, Marx’ın çok az tartışılan bir yanına dikkat çekmekte ve onun teorilerinin yorumunda yeniden bir revizyona gitmeye zorlayarak, sözüm ona Marx’ın hümanizmi hakkında hararetli bir tartışma yaratmaktadır.

1Marx’ın hayatından ayrıntıları anlatırken çoğunlukla ikinci literatüre, özellikle Maximilien Rubel ve Margaret Manale’nin şu mükemmel kitaplarına dayanıyor olacağım: Marx Without Myth: A Chronolgical Survey of His Life and work, New York: Harper and Row, 1976.

MARX’IN İLK DÖNEM YAZILARI
Marx’ın düşüncesinin Alman felsefesinden, Fransız sosyalizminden ve İngiliz politik ekonomisinden gelen etkileri birleştirdiği sıklıkla söylenir.2 Marx, politik ekonomi ve sosyalizmle ilgilenmeden önce tam anlamıyla bir filozof olarak yetişti. Hatta onun felsefeyi geride bıraktığına inananlar, görüşlerinin kökeninin Hegel felsefesiyle olan karmaşık ilişkisinde yattığını düşünür.

Marx’ın Hegel ile ilişkisi, Hegel’in Kant ile olan ilişkisine benzemektedir. Kant’ın eleştirel felsefesi, Kopernik’in astronomideki devrimine sözde kıyasla felsefede sözüm ona Kopernik Devrimi olarak anılır. Bu düşünce, tanımlanmamış bir anlamda sadece “kurduğumuzu”, “ürettiğimizi” ya da “yaptığımızı” bildiğimiz, Kant’ın düşüncesi açısından çok önemli olan “konstrüktivist” epistemolojik bir iddia anlamına gelir. Bazı önemli istisnalarla birlikte (Hamann ve Herder; Salamon Maimon, 1754–1800) felsefî çağdaşları, Kant’ın düşüncesinin doğru ancak ayrıntılı bir açıklama yapmakta yeterince başarılı olamadığını düşünüyorlardı. Sonraki Alman idealizmi (Fichte, Schelling, Hegel), Kant’ın Kopernik eğilimini harfi harfine değilse de en azından ruhuna göre sürdürmeye, derinleştirmeye ve tamamlamaya çalışanlar olarak görülmelidir.

Düşüncenin ve tarihin arasında keskince bir ayrım yapan Kant, kendi ölçütüne göre kendisinden önce anılmaya değer bir felsefe hiç var olmadığı için yeni baştan başlamanın gerekliliğine inandı. Diğerleri sonraki entelektüellerin kendilerinden önceki düşünürlere dayandığını düşünmektedir. Newton devletin omzu üzerinde durabildiği için diğer adamlardan daha ileri görülmesi gerektiğini iddia eder. Hegel’in benzer bir şekilde Kant’ın selefleri hakkındaki fikrinden daha geniş ve insaflı bir görüşü vardı. Kendinden önceki felsefe geleneğini sıra dışı bir şekilde iyi bilen Hegel, tipik olarak önceki teorilerde hâlâ kullanışlı olan şeye dayanmaya çalışır. Hegel’in, Kant’ın Kopernikçi eğilimini ileriye taşıma, tamamlama ve bu anlamda sonuçlandırma çabası, insan ihtiyaçlarının karşılanması bağlamında felsefî modern devlet teorisiyle sonuçlanır.

Hegel’in Kant’a yaptığı gibi Marx, Hegel’in görüşlerini almakta, eleştirmekte, tashih etmekte ve daha ileriye taşımaktadır. Marx, Hegelci temaları tartışmakta, Hegelci fikirleri spesifik olarak meselelere uygulamakta, kendi felsefî sesini bulma sürecinde Hegel’i eleştirmektedir. Dönemin hâkim felsefî etkisini kavramaya çalışırken daha geniş bir açıdan bakıp, Hegelci bir yaklaşıma ötekilere kıyasla ağırlık vermektedir. Hegel’in fikirlerinin eleştirisini, Marx’ın kendi fikirlerinin oluşumundan ve formülasyonundan soyutlamanın kesin hiçbir yolu yoktur. Bu durum belki de Marx’ın erken dönem yazılarında, yani Alman İdeolojisi’nden önce diyelim, yolunu bulmaya başladığı ve Kapital’i yazdığı süre boyunca onu meşgul edecek olan geleneksel ekonomi politiğin uzun eleştirisine henüz başlamadığı bir dönemde son derece belirgindir. Ancak, Marx’ın Hegel ile olan entelektüel kavgası, erken dönem yazılarıyla sona ermektedir. Gerçekte bu mızrak savaşı, hatta Grundrisse, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı da dâhil, sonraki yazılarının en fazla ekonomi içerikli olanlarında bile ve aslında tüm Kapital boyunca dinmeden devam etmektedir.

1Marx’ın hayatından ayrıntıları anlatırken çoğunlukla ikinci literatüre, özellikle Maximilien Rubel ve Margaret Manale’nin şu mükemmel kitaplarına dayanıyor olacağım: Marx Without Myth: A Chronolgical Survey of His Life and work, New York: Harper and Row, 1976.

2Örn. V. I. Lenin, The Teachings of Karl Marx, New York: International Publishers, 1930, s.10.

Cevap Yaz

Your email address will not be published.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.