Keynesci Politikada Faiz Oranlarının Belirlenmesi

0

Faiz oranlarının yaklaşımı Keynesyen politikalaşmada önemli unsurlardan biridir ve Keynes yapıtlarında açıklama yaparken bu konu üzerinden oldukça fazla durmuştur. Bu durumda kolay bir hedef vardır o da faiz oranını düşürmek için para arzı artırılır ve dönem sermayesinin marjinal etkinlik eğrisi dikkate alındığında tam istihdamla uyuşabilen net bir yatırım akışı sağlanır. Bu politikanın somut formülü olarak Keynes para pazarına müdahalelerin genelleştirilmesini önermekte ve bu konuda açık bir tutum sergilemektedir:

“Para otoritesi belli koşullarda bütün vadelerde borçlar alanında iki yönde işlem gerçekleştirmeyi kabul etseydi ve dahası çeşitli risk dereceleri olan borçlar üstünde işlem yapmayı kabul etseydi faiz oranları yelpazesi ve para miktarı arasındaki ilişki doğrudan olurdu. Para yönetiminin tekniğine getirilebilecek en önemli pratik mükemmellik belki de kısa vadeli faaliyetle ilgili olarak tek indirim oranının yerine Merkez Bankası tarafından karmaşık bir arz getirmektir. Bu, tüm vadelerdeki hisse senetlerinin ve devlet tahvillerinin kesin fiyatlarla alınıp satılması anlamına gelmektedir.”

Böylece spekülasyon gerekçesinden kaynaklanan doğrudan doğruya nakit para aracılığı üstünde yoğunlaşmış para otoriteleri, faiz oranlarını yönlendirme gücüne sahip olabilmekte ve Keynes tam istihdamın sürekli olabilmesi için bu otoritelerin bu oranları her zaman yeterince düşük düzeyde tutmalarını istemektedir. Bu, konjonktür çok uygun olduğunda bile tüm istikrar siyasetlerinin bir kez daha reddedilmesidir.

“ Patlamaya karşı ilaç, faiz oranının yükselmesi değil düşmesidir. Çünkü faiz oranlarının düşmesi istikrarlı ve kalıcı bir iktisadi ortam hazırlayabilir. Ekonomik çevrimin gerçek ilacı, patlamaları yok etmek ve yarı yarıya bir çöküntü durumunu sürdürmek değil, çöküntüleri ortadan kaldırmak ve patlamaya yakın bir duruma süreklilik kazandırmaktır.”

Bu tür bir siyasetin sınırı para tuzağıdır. Sermayenin marjinal etkisi otuzlu yılların başında Keynes ve çağdaşlarının karşılaştığı durum gibi çok zayıf düzeylerdeyse bir yatırım atılımına uygun faiz oranı hiç kimsenin borç vermek istemeyeceği kadar düşük olmalıdır. Dolayısıyla sadece para politikasının etkisiyle ilgili belli bir sınır ve devletin müdahalesinin daha ileri bir noktaya, ekonomik politikanın geleneksel enstrümanlarının ötesine gitmesi söz konusudur.

“ Günümüzde ve gelecekte de sermayenin marjinal etki eğrisi birçok nedenden dolayı 19.yüzyıla oranla daha düşüktür. Dolayısıyla çağdaş sorunların ağırlığı ve özelliklerinin kaynağı ortalama istihdam düzeyine uygun ortalama faiz oranının zenginler için bütünüyle kabul edilmez olabilmesidir. Öyle ki bunu para miktarının basit manipülasyonlarıyla düzenlemek mümkün olmaz.”

Şüphesiz bu durumun kesin bir çaresi vardır. Bu bağlamda Alman İktisatçı Silvio Gesell’in Birinci Dünya Savaşından kısa süre önce ortaya attığı ve İktisatçı Irving Fisher’in de yararlandığı “eriyen para” önerileri benimsenebilir. Bu fikir özgün ve aslında çok basitti. Gesell’e göre para öteki mallardan farklıdır ve koruma masraflarını kaldıramaz dolayısıyla ayrıcalıklı bir değer rezervi olur ve bundan vazgeçme bir faiz ödemeyi gerektirir. Sonuç olarak yatırım konusunda engel oluşturan bir durum ortaya çıkar. Buna çare olarak tedavüldeki paranın her yıl postaneler tarafından belli bir ücret karşılığında damgalanmasını öneriyordu. Keynes’e göre bu biçimiyle uygulanmaz olmakla birlikte bu yöntem ilginç bir düşünceden kaynaklanıyordu. Çünkü damganın bedelinin yaklaşık olarak tam istihdama gerekli yeni bir yatırım atılımına denk düşen sermayenin marjinal etkisi üstündeki faiz oranı fazlalığına eşit olması gerekiyordu.

Kaynak: Pierre Delfaud, Keynes ve Keynesçilik, Kültür Kitaplığı, Ağustos 2010, Ankara

Cevap Yaz

Your email address will not be published.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.