Keynesyen Teorinin 1930’da Gelişmesi

0

Klasik İktisat Teorisi 1929 Bunalımı olarak tarihe geçen ve kapitalizmin en uzun süre yaşadığı krizi açıklamada yetersiz kalmıştır. İşte böyle bir dönemde Keynes ‘in fikirleri bu bunalımı açıklamıştır. Keynes’i önemli ve ünlü yapan onun yaşantısı değil, Klasik İktisatçıların çözemediği 1929 Bunalımı’nın yarattığı çöküntüyü düzeltmek amaçlı kuramsal temelli ve sağlam iktisat politikaları ortaya koymasıdır.

Keynes 1929 Buhranı sonrasında ABD ve Avrupa’da işsizlik oranlarının çok fazla artmasından dolayı işsizliğe çok önem vermiş ve politikalarını kriz döneminden kurtulmak üzere düzenlemiştir. Keynes bu krizde oluşan işsizliğin nedeninin efektif talep yetersizliği olduğunu savunur. Keynes Klasik İktisat Teorisi olan “her arz kendi talebini yaratır” görüşünü reddeder. Keynes bu görüşünde 1929 krizinin ortaya çıkardığı arz fazlası ve talep yetersizliğini gerekçe göstermiştir. Ayrıca Keynes Klasik İktisatçıların diğer bir görüşünü de reddederek paranın yansız olmadığını savunur. Keynes kriz döneminde ekonomiye devlet müdahalesinin gerekliliğini, yani maliye politikası araçlarını kullanarak hükümetin harcamalarını arttırması gerektiğini ileri sürmüştür. Birçok hükümet Keynes’in bu savından hareketle politikalarını şekillendirmiştir.

1929 Bunalımı ve 2008 krizlerine bakıldığında Keynes’in tanımladığı sorun ve çözümler geçerlilik göstermektedir. Bu bakımdan Keynesyen politika 1929’da hızlı bir biçimde parlamış ve talebin yetersizliğinden kaynaklanan kriz süreçlerinde sıkça başvurulan görüş olmuştur. Keynes özellikle 1929-30 yılından sonra klasik miktar teorisini eleştirmiştir. Tamamen para politikası karşıtı bir ekonomist olduğu söylenemez. Çünkü Keynes “Genel Teori” ile iktisada katkı sağlamış ve teorisine farklı olarak beklentileri ve psikolojik faktörleri eklemiştir. Keynes başta Klasikler olmak üzere herkese kapitalizmin kurallara sahip bir sistem olduğunu göstermiş ve bu kuralları sınırlandıran bir organ yani devletin olması gerektiğini ileri sürmüştür.

Keynes 1929 Buhranı ve sonrasında ekonominin zor bir süreci aşmasını, hükümetlerin politikalarını sağlıklı bir şekilde oluşturmasını sağlamıştır. Genel Teori’de ortaya koyduğu düşünceler, gelir-harcama ya da para talebi teorileri Keynes’in bu dönemlerde gelişmesini sağlamıştır. Hatta bir takım yazarlar 1929 bunalımı yaşanmasaydı Keynesyen görüşlerin bu kadar hızlı bir biçimde gelişemeyeceğini savunmuştur.

Keynes’in teorisi temelde ekonomik faaliyetlerin dalgalanmalar gösterdiğini, paranın yansız ve önemli olduğunu savunmuş ve özellikle devlet müdahalesinin olması gerektiğini ileri sürmüştür. Devlet müdahalesi ekonomik istikrarı sağlayabilir ve böyle kriz dönemlerinin aşılabilmesini kolaylaştırabilir. Keynes’in bu ve diğer ekonomi politikaları bir çok Avrupa ülkesinin ve ABD’nin ekonomi politikalarını oluşturmuş ve kriz dönmelerinde Keynesyen görüşlerden yararlanılmıştır. Ayrıca 1929 kriziyle ABD ve Avrupa ülkelerinde aşırılaşan işsizlik oranları Keynes’in çalışmalarını biçimlendirmiştir. Keynes’in bu bağlamdaki incelemelerinde istihdam araştırmalarının konusu olmuştur.

Kısacası Keynes ve görüşlerini 1930’larda önemli kılan ve tüm dünya tarafından tanınmasını sağlayan, kriz döneminde diğer iktisatçıların çözemediği sorunlara ve hükümetlerin politika arayışlarına yanıt olarak politikalarını ortaya koymuş ve o dönemde ekonominin nefes almasını sağlamıştır.

Cevap Yaz

Your email address will not be published.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.