Marksizm: Ekonomik Perspektifteki Aşamaları

0

1848’de Karl Marx’ın entelektüel ortağı olan Friedrich Engels ile birlikte kaleme aldığı Komünist Manifesto’nun yayımlanmasıyla başlayan, 1867’de Das Kapital’in ilk baskısıyla doruk noktasına çıkan Marksizm, önce Almanya ve Avusturya’da, daha sonra da Sovyetler Birliği’nde gelişti. Yakın zamanlarda da ABD ve Avrupa’da tam olarak şekillendi.

Marksizm, klasik ekonomiden birçok öğe aldı. Neoklasik ekonomiyle kıyaslayacak olursak  Marksizm, neoklasik ekonomiden daha sadık oldu. Neoklasizmin açıkça reddettiği emek değer kuramını benimsedi. Ayrıca tüketim ve takas, neoklasizmin temel öğelerini oluşturduğu halde, marksizm üretime odaklandı. Bireyler yerine sınıfları içeren ekonomik yönergeleri tercih etti. Temelde iki ekonomik açılım birbirlerinden tamamen farklıdır.

Klasik ekonomik görüşün üretim esasını daha da ileri görüren Marksizm, Engels’in sözleriyle “üretimin sosyal düzenin” temeli olduğunu ileri sürer. Her toplumun bir ekonomik temelin yani üretim tarzının üzerine inşa edildiğini kabul etmektedir. Bu temel, üretim güçlerinden (teknoloji, makine, insan becerileri) ve üretim ilişkilerinden (mülkiyet hakları, istihdam, işbölümü) oluşur. Bu temelle, ekonomik işleyişi etkileyen kültür,politika ve insan yaşamının diğer etmenlerinden olan üstyapı yer alır. Bu anlamda Marx, ekonomideki kurumların rolünü sistematik olarak araştıran büyük ihtimalle ilk ekonomist olması nedeniyle kurumsalcı olduğunun habercisiydi.

Adam Smith’in “ gelişim aşamaları” teorisini daha da geliştiren Marksizm, toplumların üretim tarzları açısından tanımlanan bir dizi tarihi aşama vasıtasıyla gelişmekte olduklarını farz etti. Bunlar; İlkel komunizm (kabile toplumları), antik üretim tarzı (Yunanistan ve Roma’daki gibi köleliğe dayanır), feodalizm (topraklarına bağlı yarı kölelere yani serflere hükmeden arazi sahiplerine dayanır), kapitalizm ve komunizm. Bununla beraber, kapitalizm, nihai komunizm aşamasına ulaşmadan önceki beşeri bir gelişim aşaması olarak görülür.

Marksizm, klasik ekonominin sınıf temelli toplum  görüşünü başka bir seviyeye taşıdı. Sınıf çatışmalarını tarihin ana kuvveti olarak gördü. Komunist parti manifestosundaki deklerasyonda da bu durumu şöyle özetledi: “ Şu ana kadar ki toplumların tarihi, sınıf mücadelelerinin tarihidir.” Üstelik marksizm klasik ekonominin yaptığı gibi işçi sınıfını pasif bir varlık olarak görmeyi reddererek ona tarihte aktif  bir rol vermiştir.

Marksizm’den önce özellikle sanayi devrimi esnasında, İngiltere ve Fransa’da, klasik ekonomistler işçileri biyolojik dürtülerini bile kontrol edemeyen basit varlıklar olarak görüyorlardı. Onların görüşüne göre ekonominin genişlemesiyle birlikte işgücüne olan talep artar ve işçiler de bunun üzerine daha fazla çocuk sahibi olurlardı. Böylece daha çok işçinin ortaya çıkmasıyla birlikte ücretler yine geçim seviyesine çekilir idi. Bu ekonomistler, işçiler cinsel ilişkiden kaçınmayı öğrenip çok çocuk yapmaktan vazgeçmedikleri müddetçe onları, önlerinde yaşam boyu sürecek bir sefaletin beklediğine inanmaktaydılar. Zira günümüzde de Uzakdoğu’daki işçilerin durumu da geçmişe kıyasla hemen hemen aynıdır.

Marx’ın görüşü ise tamamen farklıydı. Ona göre, giderek büyüyen ve karmaşıklaşan fabrikalardaki sert hiyerarşi içinde organizasyon becerileri ve disiplinleri bilinen işçiler, klasik ekonomideki toplanan ve örgütlenen güçlü bir kitle değil, sosyal değişimin aktif failleri, kendi deyişiyle kapitalizmin bekçileriydiler.

 

Cevap Yaz

Your email address will not be published.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.