NeoKlasik Okul Kavramı-1

0

Neklasik okul 1870’lerde William Jevons ve Leon Walras’ın çalışmalarından ortaya çıktı. Alfred Marshall’ın Principles of Economics (Ekonominin İlkeleri) adlı kitabının 1890’larda yayımlanmasıyla da iyice test edilmiş oldu.

Marshall’ın dönemlerinde neoklasik ekonomistler disiplinin “Siyasal Ekonomi” olan geleneksel adını ekonomi bilimine çevirdiler. Bu değişim, neoklasik okulun kendi analizinin öznel değer yargıları gerektiren siyasal ve haliyle etik boyutlardan yoksun, saf bir bilim olmasını istediğinin sinyalini vermekteydi ve bu keza başarılmış oldu.

Genelgeçer yargılar nezdinde bakacak olursak bir malın değerinin belirlenmesinde bu kavram talep koşullarının rolüne vurgu yapmaktadır. Klasik ekonomistler bir ürünün değerinin  arz koşullarıyla yani üretim maliyetleriyle belirlendiğine inanmaktaydılar. Maliyetleri, malı üretmede harcanan işgücü zamanıyla (buna emek teorisi denir) ölçüyorlardı. Neoklasikler bir ürünün değerinin aynı zamanda ürüne potansiyel müşterilerce ne kadar değer biçildiğine de bağlı olduğunu vurguladılar. Bir şeyi üretmenin zor olduğu, daha değerli olduğu anlamına gelmemektedir. Marshall, bu fikri arzın değiştirilemediği, kısa vadede fiyatları belirlemede talep şartlarının daha önemli, daha çok talep edilenden daha fazla üretmek için daha fazla yatırımın tesislerde yapılabildiği, uzun vadedeyse arz şartlarının daha önemli olduğunu öne sürerek geliştirdi.

Neoklasik okul ekonomiyi, klasik okulun yaptığı gibi farklı sınıfların derlemesi olarak değil de akılcı ve bencil bireylerin derlemesi olarak kavramlaştırdı. Neoklasik ekonomide tasavvur edilen birey daha çok tek boyutlu bir varlıktır. Genellikle dar anlamda tanımlanan maddi yönden, hazzı en yüksek düzeye çıkarmaya ve acıyı en aza indirmeye kendini adamıştır.

Neoklasik okul, ekonominin odak noktasını üretimden tüketim ve değiştokuşa kaydırdı. Klasik okul için özellikle Adam Smith’e göre, üretim, ekonomik sistemin kalbinde yer alıyordu. Smith, üretim örgütlenmesindeki değişikliklerin ekonomiyi dönüştürme biçimiyle çok yakından ilgileniyordu. Smith’in tarih görüşüne göre toplumlar üretimin baskın şekline göre aşamalar halinde gelişiyordu. Ancak neoklasik ekonomide ise ekonomik sistem özünde bağımsız tüketicilerin yaptığı tercihlerle güdülenen bir değiştokuş ağı olarak belirtilir.

Oluşan farklılıklara rağmen neoklasik okul, klasik okulun iki temel fikrini aldı ve geliştirdi. Birincisi, ekonomik aktörleri çıkarcılığın yönlendirdiği, fakat piyasadaki rekabetin  bu aktörlerin eylemlerinin toplu olarak sosyal açıdan yararlı bir sonuç çıkarmasını sağladığıdır. Diğeri de piyasaların kendilerini dengelediğidir. Klasik ekonomide olduğu gibi sonuç, kapitalizmin veya okulun tercih ettiği ismi kullanacak olursak piyasa ekonomisinin dengeye dönme eğilimi olduğu için rahat bırakmak gerekir.

Neoklasik okulun “Bırakınız yapsınlar” yaklaşımı, daha sonra yirminci yüzyıl başlarındaki, sosyal iyileşmeleri nesnel bir şekilde değerlendirmemizi sağlamak amacını güden, teorik açıdan kritik bir gelişmeyle daha da yoğunluk kazandı. Vilfredo Pareto (1848-1923) bütün bağımsız bireylerin haklarına saygı göstermemiz durumunda, ancak kimseyi kötü duruma düşürmeden bazı insanların durumunu iyileştiren bir sosyal değişimi bir iyileşme olarak görmemiz gerektiğini savunur. Çoğunluğun iyiliği adına daha çok kişisel fedakarlık yapılmamalıdır. Buna “Pareto Kriteri” denir ve günümüzde neoklasik ekonomideki sosyal iyileşmelerle ilgili bütün değerlendirmelerin temellerini oluşturur. Bununla birlikte pareto prensibi statükoya tutunmanın ve işleri oluruna bırakmanın reçetesi haline gelir. Yani neoklasik okulda bu kriterin benimsenmesi tutucu bir önyargı doğurmuştur.

Cevap Yaz

Your email address will not be published.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.