Osmanlı ve Asya Üretim Tarzı

0

Marx, Doğu toplumlarının evrimi ile direkt olarak ilgilenmemiştir. Marx o dönem itibariyle kapitalizme yol açan şartların neden Batı’da oluştuğunu ve bu şartların neden Doğu’da olmadığını araştırmıştır. Doğu toplumlarında bunu engelleyen ne gibi engel vardı bunların üzerinde durmuştur.  O zamanlar Doğu tarihi üzerine Batı’da çok az şey biliniyordu. Doğu adeta kapalı bir kutuydu.  Marx ve Engels ilk olarak doğu toplumlarının geride kalmalarının nedeninin, özel toprak mülkiyetinin olmayışında gördüler. Marx ve Engels’in 1853 yılında yaptıkları mektuplaşmalarda Moğol sarayında doktorluk yapmış Fransız François Bernier’inden bahsediliyor ve Bernier’in yazmış olduğu eserle Asya Tipi Üretim Biçimi fikrinin gelişmesinde önemli katkı sağlamıştır. Dr. Bernier’in yazısında Türkiye, İran ve Hindistan’da özel toprak mülkiyetinin olmadığını söylüyordu. Marx 2 Haziran 1853 yılında Engels’e yazdığı mektupta Bernier’in yazdıklarına ithafen  “İşte Doğu cennetinin gerçek anahtarı  ” diye yazıyordu. Marx Bernier için  “Doğu’da şehirlerin kuruluşu hakkında ihtiyar Bernier’inkinden daha parlak, daha inandırıcı kitap bulunamaz ” diyor.

Doğu toplumlarının kapitalizme geçemeyip, geride kalmalarının nedeni bu ülkelerde özel mülkiyetinin olmamasından kaynaklanıyordu. Ancak Marx’ın daha sonra yaptığı araştırmalarda gördüğü tablo Çin gibi toplumların, toprakta özel ve kamu mülkiyeti dönemlerini tanımışlar, ama yine de kapitalist evrimin dışında kalmışlardır. Marx bununla birlikte Çin’i Asya tarzı üretim biçimi kategorisine koymaktan vazgeçmemiş ama yine de bu üretim tarzının belirleyici özelliğini başka yerde aramıştır. Marx Kapital’in üçüncü cildinde Çin ve Hindistan’dan söz ederek şöyle demektedir:  “Burada üretim tarzının esas temelini, küçük çapta tarım ile et sanatlarının birliği teşkil etmektedir. Hindistan’da buna arazinin ortak mülkiyetine dayanan köy toplulukları biçimini de eklemek gerekir “.

Marx’ı Çin’deki özel mülkiyetin varlığı onu düşündürmüş olmakla birlikte Asya Üretim Tarzı’nı toprak mülkiyetinin köy topluluğuna ait bulunduğu bir üretim saydığını kabul etmek gerektir. Toplumun bir üyesi olarak birey toprağun bir kısmını tasarruf etmektedir ve bu tasarruf hakkının çocuklarına geçmesi olanağı vardır. Ama toprağın mülkiyeti, köy topluluğunundur. Birbirleriyle bağlantısı olmayan otarşik köy topluluklarının tepesinde, üretim fazlasının bir kısmını alan ve sulama gibi bölge ölçüsünde gerçekleştirilebilecek görevleri yerine getiren bir üst topluluk -devlet gibi- bulunmaktadır. Üretim fazlasının bir kısmını alan üst topluluk, ortak mülkiyete dayanan alt topluluğu sömürmektedir. Köy topluluğu içinde sömürü yoktur ancak bir dış sömürü söz konusudur. Asya tipi üretim biçimi, insanlığın tanıdığı otarşik, eşitçi ve kamucu en ilkel üretim tarzından, yalnızca bir üretim fazlası yaratılması ve bunun belli görevleri yerine getiren üst topluluk tarafından alınmasıyla ayrılmaktadır. Asya tipi üretim biçimi bu özelliği ile kadim ve cermen tiplerine oranlai evrime çok daha az elverişlidir ve İnsan’ın kökenlerine en yakın bulunan ve adeta uygarlığın tarihöncesine ait olan bir üretim tarzını temsil etmektedir. Kadim ve cermen tipleri özel mülkiyet unsurları taşıdıkları için ileri ve evrime çok daha elverişli sayılmaktadır.  Marx 1853 yılında yazdığı makalede bu düşünceyle ilgili en sert biçimde kınadığı sömürgeciliği, Asya tipi  “yarı barbar ” köy topluluklarındaki tarım-el sanatları birliğine dayanan tamamen otarşik yapıyı yıkarak  “Asya’nın tanıdığı tek toplumsal devrim’i ” gerçekleştirdiği için selamlamaktadır. Marx’a göre İngiltere ve hindista’nın iki görevi vardır; birinin yıkmak diğerinin yeniden yaratmak. Eski Asya toplumunu yok etmek ve Asya’da Batı toplumunun maddi temellerini atmak.

Osmanlı düzeninin üretim tarzı Batı’dakinden pek farklı olduğu söylenemez. Her ikisinde de üretim güçleri, toprağın ufak ölçüde ve ilkel olarak işlenmesi olanağına dayanır. Üretim pazar için olmaktan çok, kişisel ihtiyaçlar için ve köylü ailesinin ekip biçtiği ufak işletmelerde yapılmaktadır. Ufak işletmeyle Türk çiftçisi tapuyla tasarruf etmekte ve tasarruf hakkı, çocuklarına da geçmektedir. Yani Asya tipinden farklı ve özel mülkiyete yakın bir tasarruf söz konusudur.  Asya Üretim Tarzı’nda yalnızca köy topluluğu vardır, birey ancak bu topluluğun bir üyesi olarak mevcuttur. Türk köylerinde ise kamucu özellikler ile birlikte bireyci özellik gelişmiştir. Ancak üretim güçlerinin ulaştığı düzey, Batı ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de, köylünün tam özgürlüğüne imkân vermemektedir. Köylünün toprağa bağımlılığı esastır. Toprağa bağlılık, ekonomik baskının dışında, ekonomik olmayan çeşitli zorlama tedbirlerle sağlanmaktadır. Bu bakımdan Avrupa’nın Serf’i ile Türkiye’deki Reaya arasında fazla bir fark olmasa gerekir. Serflik, Avrupa’da farklılıklar gösteren bir sistemdir. Serfliğin temel özelliği toprağa bağlılıktır. Serfin de, Reaya’nın da ürettiği ürünün bir kısmı ‘arazi sahibi’ tarafından alınmaktadır. Yani sömürüye dayalı sınıflı bir düzen söz konusudur. Ürünün bir kısmına el koyan bu ‘arazi sahibinin’ Avrupa’da senyör, Türkiye’de devlet ve devletin temsilcileri olması, üretim tarzının bu karakterini değiştirmez. Osmanlı toplum düzeni de tarihi, iktisadi, coğrafi ve askeri gibi nedenlerle Batı’dakinden farklı bir görüş kazanmıştır.

Yararlanılan Kaynaklar

Timur, T. ( 2012) ;  “Marx-Engels ve Osmanlı Toplumu ”

Avcıoğlu, D. (1969) ;  “Türkiye’nin Düzeni ”

Marx’ın Engels’e 2 Haziran 1853 Tarihli Mektubu

 

Cevap Yaz

Your email address will not be published.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.