Siyaset ve Bürokrasi – Osmanlı’dan Günümüze

0

Osmanlı’dan günümüz devletine miras kalan devlet geleneği; rejimin ve belli başlı kadroların değişmesine rağmen zihniyet olarak halen kendini  korumaktadır.

Osmanlı Devleti, teokratik yönetim biçimine sahipti. Padişah aynı zamanda halifelik makamına naildi.

Divan teşkilatı olarak karşımıza çıkan günümüzün bakanlar toplantısında savaş ve barışa karar verilir, halk refahı ve huzuru için tedbirler uygulanırdı. Divanı oluşturan üyelerden –padişah hariç- en önemlisi günümüz başbakanına denk sayılabilecek sadrazamdı. Tamamen padişahın insiyatifine bağlı olarak atanır, gerektiğinde yine padişah tarafından azledilirdi. Padişahtan sonraki en yetkili kişi olmasına rağmen hep diken üzerinde görev ve yetkilerini kullanma durumundaydı.

Payitaht’da durum bu haldeyken, 18yy ile beraber Anadolu’da üst düzey bürokratlar diledikleri gibi at koşturabilme imkanına sahip olmaya başlamıştı. Öyke ki, büyük toprak sahipleri, köy ağaları, aşiret liderleri, yerel yöneticilerden oldukça çekinir, uzlaşma için her kolu denerlerdi. Ne yazık ki bu uzlaşma çoğu zaman rüşvetle sonuçlanırdı.

Cumhuriyete geçiş ile birlikte roller değişmeye başladı. Üst düzey yerel bürokratlar, yerel eşraf tarafından kolaylıkla siyaset aracılığıyla yer değiştirme veya azledilme durumuna düşme tehlikesindeydi. Bu durumun tek istisnası dönemin (1960’a kadar) CHP’si idi. Her ne kadar siyasi parti olsa da oluşum sürecine bakarsak çoğu üyesi bürokrat, asker ve kurucusu Mustafa Kemal Atatürk olmasından dolayı devlet ve millet içinde itibar ve saygısını hep korumuş, 27 Mayıs darbesinde ayrıcalık tanınmıştır. 1950 yılına kadar iktidar partisi bürokratları tarafından ülke yönetildi. 1950 seçimlerini kazanan DP, ulaşabildiği tüm üst düzey bürokrat kadrolarına kendinden olanları yerleştirmeye başladı. Artık siyaset, bürokrasiye rahatça karışabiliyordu. Bu tarihten itibaren yeni bir devir başlamıştı Cumhuriyet tarihinde.

1960’a kadar DP hükümeti ülkeyi yönetti . İşin ilginç yanı iktidara kendi projeleri olmadan gelmeleriydi. Meclis kürsülerinden iktidar partisine muhalefet olarak, halka bu noktayı odak göstererek seçimi kazandılar. İktidar olmalarıyla bu yapı değişmedi. Bu sefer kendi kongrelerinde muhalefeti karalama politikarı uygulayarak ayakta kaldılar. Ülke sorunlarına buldukları geçişi çözümler ileride baş ağrıtmaktan öteye gitmeyecekti.

27 Mayıs darbesiyle bu durum sonlandırıldı. Bundan sonraki süreçlerde iktidara gelen her parti, kendi adamlarını üst düzey bürokratik kadrolara atayacaktı. Bürokrasi, önemsizleşmeye terkedilmiş, siyasetin rahatlıkla karışabildiği bir alan olmuştu. Liyakat sistemi terkedildi desek yanlış olmaz. Görevi en iyi yapacak insana vermek yerine, tanıdığa verme geleneği artık yerleşmişti. Hele ki koalisyon dönemlerinde durum öyle hal aldı ki başa geçen her parti memur kadrolarında yer değişikliğine gidiyordu. Üç yıl aynı yerinde sabit duran bir memura rastlamak nadirdi.

Liyakat sistemini teoride benimsememize rağmen, uygulamada tam tersi işlev yürüttüğümüz aşikar. Ülke sorunlarına bulunan çözümler ne yazık ki sabit bırakılmayan bürakratlar ve onları atayan siyasi partilerce geçici olmaktan öteye geçmedi. Halk çıkarı, genel profilden cumhuriyet tarihine bakacak olursak siyasilerin çıkarlarının gerisinde kaldı.

Yıllarca eğitimsizlikten, işssizlikten, refah düzeyindeki düşüklükten, ekonomik anlamda söz sahibi olamayışımızdan, bölgesel güç olarak tek başımıza karar alamamaktan, yoksulluktan ve daha nice sorundan bahsediyoruz.

Peki, hangimiz fırsat verildiğinde halkın çıkarlarını kendi çıkarlarının üstünde tuttu ?

Kaynakça

Metin HEPER, Türkiye’de Devlet Geleneği

Cevap Yaz

Your email address will not be published.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.