The Ambassadors

0

The Ambassadors

Aşağıda gördüğünüz tablo Hans Holbein’in 1533 tarihli “The Ambassadors” yani “Elçiler” tablosu.
Öncelikle bir süre incelemenizi rica ediyorum.
Çekinmeyin çekinmeyin az daha inceleyin. Mutlaka ilginizi çeken bir şeyler olmalı.Elçile,Evet bu kadarı yeterli olur herhalde hepiniz göstermeye çalıştığım şeyi gördünüz. Belki farkettiniz belki de etmediniz, resmin tam ortasında, yatay veya üç boyutlu düşünürseniz ve eğer sol alttan bakarsanız  koca bir kuru kafa duruyor.

Evet gayet ciddiyim bildiğimiz kuru kafa.

Bazen olağan şeylerin içerisinde fark etmediğimiz ama aslında tam da gözümüzün önünde duran ve asıl anlatılmak isteneni gösteren imgeyi göremeyiz. İşte tam bu noktada karşımıza çıkan akım Maniyerizm.
Uzun uzadıya açıklamayacağım ancak bilmeniz gereken kısmı Manyesizm’in, Rönesans’ın her şey birbiriyle uyumludur formunu deforme ederek, her şeyi birbiriyle karıştırmak olduğudur. Yani yukarıdaki gibi resmin tam ortasına anlaşılmayan bir kuru kafa çizerseniz, o rönesans ahenginin içine ediyorsunuz demektir. Amma ve lakin bu durum bize aslında resmin içinde gizli bir çok anlamı daha göstermiştir.
Hans Holbein denilen zat-ı muhterem, aslen Alman olmakla beraber zamanın din baskısından kaçaraktan The Tudors’dan bildiğimiz “azgın teke” Henry’nin memleketi İngiltere’ye gitmiş hemde sarayda ressamlık yaparak güllük gülistanlık yaşamıştır. Portreleri ile de oldukça beğeni kazanmıştır.Özellikle din yüzünden insanların kelleler koltukta yaşadığı ve İsa ve Azizlerin resimlerinden başka resmin yapılmadığı dönemde kendisi iki Fransız elçisini çizme cesaretini gösterebilmiştir.Resmin içerisine saklı oldukça garip imgeler var. Mesela dikkatli bakacak olursak resmin sol üstünde perdenin içinde bir çarmıha gerilmiş İsa olduğunu görürüz. Ya da farklı yerlerden okuduğuma göre, adamların bileklerine yaşlarının kazınmış olduğunu ama biraz ayrıntılı incelemek lazım.Ancak yine de o zamanın bilim koşullarında dünya yuvarlak diyeni kazıklara çakıp, yakarlarken bu zat elçilerin yanındaki eşyalar arasına yuvarlak bir dünya haritası, sağdaki elçinin yanına bir Torquetum, soldakinin yanına da yine yuvarlak dünya üzerinedeki yıldız haritasını çizmiştir. O dönem için bu nesneler ya da imgeler, çizmesi oldukça cesaret gerektiren eylemlerdi.

Özellikle resim sanki bir fotoğraf makinası ile çekilmiş gibi duruyor. Işık, arkadaki halıdan, elçilerin üzerindeki kumaşların zerafetine, perdelerdeki işlemelerden, kitaplardaki notalara kadar çok ayrıntılı bir resim yapılmış.

Şimdi sizi şok edecek noktaya geliyorum. Bu kadar imgeler dünyasının içerisinde resmin teması “ölüm”…

Orada duran iki elçinin sembolize ettiği şeylerden birisi din, diğeri ise bilim. Ancak masada duran tonla cihaz, simyada ve diğer gizli ilimlerde kullanılan cihazlar. Kaçınılmaz olan ve tam ortada iki karşıt kavramı birbirinden ayıran, tertemiz giyimli yüzü akça pakça duran kırmızı elbiseli elçiyle bilimi, bilgiyi, varlığı hayatı överken, simsiyah urbasıyla ve karanlık yüzüyle aslında dogmatikliği, dini, insanların kanmaya çok müsait olup kenarda durup göremedikleri şeyleri anlatan diğer elçiyle, hayatın karanlık kısmını ölümle birleştirerek anlatıyor.

Tabi bu bir görüş. Bir başka görüş de hayatları boyunca kazandıkları paraları üstlerindeki zengin işi kıyafetlere, halılara, perdelere, bilime, simyaya dahi harcasanız da aslında bütün bu hayat resminin tam ortasında duran şeyin soğuk bir ölüm olduğudur.

Artık hangisi işinize geliyorsa o kısmını tercih edebilirsiniz. Şimdi resme dönüp bir kez daha bakın ve görme biçiminizi değiştirin. Belki de kimsenin göremediği ve çözemediği anlamları kendiniz bulacaksınız.

Ege Üniversitesi Uluslararası ilişkiler Bölümü mezunu, şuanda İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Yüksek Lisans öğrencisidir.

Cevap Yaz

Your email address will not be published.