Türk Dış Politikasında Zor Yıllar

0

Türk Dış Politikasında Zor Yıllar

Tek Parti dönemi dış politikası, Türkiye’nin topraklarına bir tehdit olmadığı sürece, diğer ülkelerle iyi ilişkiler geliştirme ve barış ortamının devam ettirilmesi esası üzerine kurulmuştur. Bu bağlamda Millî Şef dönemi de aynı ilkeleri benimsemiş, ancak öncesine oranla dış politika stratejilerinin belirlenmesinde güçlükler yaşanmıştır. Dolayısıyla dış politika argümanları, İkinci Dünya savaşının seyri doğrultusunda değişikliklere tabi tutulmuştur. Dönemde, Türk dış politikası açısından iki önemli gelişme yaşanmıştır. İlki, Hatay’ın statüsünde meydana gelen değişikliktir. İkincisi ise, Savaş’ın Türk dış politikasını belirleyen dinamikleridir.

1.Hatay Sorunu: Mondros Ateşkes Antlaşması’nın akabinde İskenderun Sancağı, Fransa tarafından işgal edilmiştir. Türk Kurtuluş Savaşı’nın başarıya ulaştığı sıralarda, Türkiye ile Fransa arasında Ankara Antlaşması imzalanmıştır. 1921 tarihli Antlaşmaya göre, İskenderun Sancağı Suriye sınırları içinde bırakılmış ve özel yönetim statüsü verilmiştir.

Fransa, 1936 yılında Suriye’deki manda yönetiminden vazgeçtiğini açıklamıştır. Bu gelişme, İskenderun sancağının durumu hakkında belirsizlik doğurmuştur. Nitekim Fransa sorunun Milletler Cemiyeti nezdinde çözülmesini önermiş, Türkiye ise İskenderun’a bağımsızlık verilmesini istemiştir. Suriye sınırları içinde yaşayan Türk, Arap ve Ermeni topluluklar arasında başlayan etnik çatışmaların yoğunlaştığı bir dönemde, Milletler Cemiyeti sorunu gündemine almışve İskenderun Sancağının statüsünü belirlemiştir. Buna göre Sancak, iç işlerinde bağımsız hâle getirilmiştir. 1938 yılında yapılan seçimlerin ardından toplanan Sancak Meclisi, Hatay Devleti adını kabul etmiş ve 1939 yılında da Türkiye’ye katılma kararı almıştır.

1921 ile 1939 yılları arasında Türkiye’yi bir hayli meşgul etmiş olan ve Fransa ile ilişkilerde zor dönemlerin yaşanmasına yol açan İskenderun Sancağı meselesi, savaş olmaksızın halledilmiştir. Böylece Türkiye’nin bölgede barış isteği politikalarının bir ürünü olarak tarihteki yerini almıştır. Hatay’ın Anadolu topraklarına katılımı, Türkiye’nin diğer devletlerle ilişkilerde sözü geçen bir ülke konumuna yükseldiğinin de göstergesi olmuştur.

2. Savaş: İsmet İnönü’nün iktidara gelmesinden çok kısa bir süre sonra İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesi, Türkiye’nin iç ve dış politik dinamiklerini büyük ölçüde belirlemiştir.

Eylül 1939’da Almanya’nın Polonya’ya saldırması ile İkinci Dünya Savaşı başlamıştır. Türkiye ilk olarak Mihver devletlere karşı konumlanmış ve Müttefik devletlerin yanında yer almıştır. Bu durum, Almanya’nın Savaş süresince ilerleme kaydettiği zamanlara kadar sürdürülmüştür. Almanya’nın savaş başarıları elde etmesi Türkiye’nin politikalarında belirgin bir değişime neden olmuştur. Bu çerçevede Almanya ile büyük ölçüde dondurulmuş olan ilişkiler yeniden başlatılmış ve önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Savaş’ın sonlarına doğru durum tamamen değişmiş, Almanların ilerleyişi Müttefikler tarafından durdurulmuştur. Nihayet Almanya’nın yenilgiye uğrayacağının kesinleşmesiyle, Türkiye’nin Savaş politikası tekrar Müttefiklerle birlikte hareket etme esası üzerine oturtulmuştur. 1945 yılında, Savaş açısından fiili hiçbir değeri olmayan, Almanya’ya savaş ilanı kararı verilmiştir. Böylece Türkiye, Müttefiklerin yanında yer alma isteğini tekrar etmiştir.

1939 ile 1945 yılları arasında Savaş tehdidini her an hisseden Türkiye, fiilen katılmamış olmakla diplomatik bir başarı elde etmiş gibidir. Ancak Savaş boyunca izlediği denge politikalarının ilerleyen yıllarda birtakım handikaplar doğurması da kaçınılmaz olmuştur. Nitekim Türkiye’nin Sovyetler Birliği’nden gelebilecek tehditler karşısında ilk aşamada yalnız kalması, İkinci Dünya Savaşı yılları boyunca izlenen “denge oyunu”nun bir sonucu olarak tezahür etmiştir (Koçak, 2002: 318).

Cevap Yaz

Your email address will not be published.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.