Türkiye’de İşsizlik Sorunu ve Çözüm Önerileri

0

Türkiye’de toplam yüzde 20 seviyesindeki işsizliğin ya da istihdam sorununun düşürülebilmesi için 2017 yılında hükümet tarafından yeni bir program uygulamaya konuldu. Özel sektörün kamu tarafından istihdam edilen her bir işçi için Sgk primleri, vergi indirimleri vs. gibi destek primlerinin ödenmesi için çeşitli yasalar ilgili yıl içerisinde uygulanmaya başlandı. İşsizliğin, devletin sırtında artan bir yük oluşturması karşısında önümüzdeki süreç içerisinde istihdam edilen her bir çalışanın ücretinden kesilecek vergide devlet tarafından karşılanacak. Son uygulamayla işveren istihdam ettiği yeni bir işçinin çalıştığı ilk aydaki vergi, ücret ve primini ödeyecek. İkinci aydan itibaren her iki ayda bir bahsettiğim giderler işsizlik fonundan karşılanacak. Bu destekten geçmiş dönemde prim borcuna sahip olmayan ve kayıt dışı işçi çalıştırmayan özel sektör işverenleri en çok 2 işçi için yararlanabilecek. Yapılan bu uygulamalar daha çok kamudan özel sektöre kaynak aktarımı olarak gözlemleniyor. Nedeni ise uygulamaların kısa vadeli gerçekleştirilmesi, uzun vadede herhangi rasyonel bir adımın gerçekleştirilememesidir. İşsizlik fonunun, özel kesimi sübvanse için kullanılacak olması da ayrı bir sorun teşkil ediyor.

İşsizliğin belki de cumhuriyet tarihi içerisinde en yüksek seviyeyi yakalamasının arkasındaki nedenleri irdelemeden sonuca yönelik adımları atamayız. Bu noktada 3 taraf söz konusu. Devlet (ilgili hükümet), işçi ve işveren. Sorunun çözümünün ağırlığını devlet ve işveren oluşturuyor. İşçi ise sorunun alt basamağında kalsa da aslen basamağın ana unsurunda yer alıyor. Devlet (yani hükümet) nezdinde bakarsak, devlet her yıl 1 milyon vatandaşa istihdam sağlamak zorunda. Yaratmak zorunda olduğu istihdamı, tek başına çözebilmesi ise mümkün değil. Bunun için değişik teşebbüslerle ortak çalışmalar gerçekleştirmesi gerekiyor. Devleti istihdam çerçevesinde vuran ilk olay 2001 krizi, ikinci olay ise 2009’dan itibaren dünyayı etkisi altına alan küresel krizdir. Bu iki dönem içerisinde-ki özellikle 2009 sonrası- Türkiye’de birçok iş yeri kapandı, devam eden işyerleri ise personel çıkartmak durumunda kaldı. Ekonominin yüzde 6’dan fazla büyümesi, enflasyonun yüzde 10’un üzerine çıkması sorununu gölgeleyemedi.

İşsizliğin nedenini sadece yatırım, tasarruf ve enflasyon gibi kavramlarda aramamak gerekiyor. Devletin 2006 sonrası Türkiye’nin her il ve ilçesine üniversite açma projesi, sorunu nitelik yönünden de ortaya çıkarıyor. Diyelim ki ülkenin her şehrine, ilçesine, kasabasına hatta köyüne 1 tanede olsa üniversiteye ait bina dikildiğini varsayalım. Her yıl belirli oranda mezun, bu okullardan istihdam piyasasına katılacak. Ve belirli bir seviyede eğitim aldığı için düşük ücretler ve vasıfsız işlerde çalışmak istemeyecekler. Ayrıca acı bir gerçek olarak mezun olan çok sayıda öğrenci yeterli bilgi birikimine de sahip olamayacak ki öğrencilerin birçoğu şu an gerek ekipman gerekse akademisyen yoksunluğundan dolayı bu şekildeler. Mevcut istihdam arzının belli olduğu ancak talebin sadece üniversite mezunlarının değil lise mezunlarının da oluşturduğu istihdam piyasasında işsizlik kaçınılmaz olacak.

Türkiye’nin bu şartlarda her yere üniversite açmayı bırakıp mesleki ve teknik eğitime ciddi anlamda önem vermesi gerekiyor. Meslek liselerinin teknik bölümlerini ya da üniversiteleri teknik anlamda geliştirmek ve istihdam piyasasına kalifiye eleman sağlamak çözüm olabilir. Yoksa yüksek lisans mezunu kasiyer, doktora mezunu satış elemanı görmeye devam ederiz.

Akdeniz Üniversitesi Turizm Fakültesi Konaklama İşletmeciliği bölümü mezunuyum. İstanbul Aydın Üniversitesi İşletme Yönetimi bölümünde Yüksek Lisansımı tamamladım. İlgi alanlarım Ekonomi, Marka Yönetimi ve Markalaşma, Genel ve Türk Siyasi Tarihi ile Roma Tarihi ve Sağlık Bilimleridir. Tarih, Ekonomi ve güncel konular hakkında ayrıca kendime ait bir blog sitem mevcut. Buradan da beni takip edebilirsiniz. : mehmetayaz2828@blogspot.com.tr

Cevap Yaz

Your email address will not be published.