Türkiye’nin Dış Ticaret Politikasındaki Değişimler

0

Dünden Bugüne Türkiye’nin Dış Ticareti

İhtiyaçların çeşitli ve çok olması insanların birbiriyle ilişki kurmasına yol açar. Aynı durum devletler için de geçerlidir. Dünyadaki hiçbir devlet her durumda kendi ihtiyaçlarını karşılayacak seviyede değildir. Bu nedenle dış ticaret yapma gereği duyarlar. Öte yandan dış ticaret bir ülkenin ekonomik yönden gelişmesine, milli gelirin artmasına, ülkeler arası ilişkilerin iyileşmesine ve ülke tanıtımına büyük bir katkı sağlamaktadır. Ülkemiz de dış ticaretin getirmiş olduğu bu avantajlardan yararlanmak için zamanın ekonomik durumuna göre çeşitli dış ticaret politikaları izlemiştir.

Türkiye’nin dış ticaretindeki gelişmeleri 1980 öncesi ve 1980 sonrası olmak üzere iki başlıkta inceleyebiliriz. 1980 öncesi yani kapalı ekonominin tam anlamıyla kendini gösterdiği dönemde, Türkiye’nin genel dış ticaret uygulamaları ithal ikameci politika üzerine kurulmuştur. 1980 sonrası ise ekonominin dışa açılmasının önemi kavranmış ve bu dönemden itibaren dışa açık bir kalkınma politikası izlenilmiştir. Ticari ve finansal serbestleşmenin doğrultusunda dış ticarete büyük bir katkı sağlanmıştır.

1980 Yılı Öncesi Dış Ticaretimiz

Cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze kadar ülkemiz önemli dış ticaret politikaları uygulamıştır. 1923 tarihinden 1980 yılları arasına kadar, tarıma dayalı ihracat gerçekleştirilmeye çalışılırken, sanayi ürünlerine dayalı ithalat rakamları çok yükselmiştir.

*Türkiye Lozan Anlaşmasının imzalanmasından sonra 1929 yılında çıkardığı bir yasa ile gümrüklerini denetleme amacıyla ulusal bir gümrük tarifesini uygulamaya başlamıştır.

*Yerli üretimi dış rekabetten korumak için bir takım düzenlemeler yapılmıştır ve cumhuriyetin ilk yıllarında ithalat ve birlikte artmıştır.

*Cumhuriyetin kuruluş yıllarında göreceli olarak liberal bir iktisat politikası benimsenmekle beraber devletin yerli üretimi arttırmaya yönelik vergi muafiyetleri, özel sektöre ucuz girdi olanakları gibi yerli üretimin artmasına yönelik düzenlemeleri de olmuştur. (Özkale & Kayalıca, 2008)

*1929 yılında yaşanan büyük buhranın etkisiyle ithalat oranları ihracat oranlarından fazla olmuştur ve dış ticaret açığı meydana gelmiştir. Bu sebeple 1930’ların başından itibaren dışa bağımlılığı azaltmak için dış ticareti sınırlama yoluna gidilmiştir.

*1930 ve 1931 yılları iç ekonomiye yönelik olarak müdahale önlemlerinin alınmadığı ancak dış ticarette sıkı denetimler uygulanan yıllar olmuştur. (Boratav, 2006)

*1940’lı yıllar ekonomik olarak savaş yılları olarak adlandırılmaktadır. 2. Dünya savaşı sebebiyle uygulanan ekonomi politikaları dış ticaretimize büyük zararlar vermiştir. Türkiye II. Dünya Savaşı’na taraf olmasa da savaşın olumsuz ekonomik etkilerini hissetmiştir. Türkiye’de 7 Eylül 1946’da büyük oranlı bir devalüasyon yapılmıştır. (Alkın, 2004)

1946’da yapılan bu devalüasyon ile TL’nin değeri %53.6 düşürülmüştür. Devalüasyon sonrası 1 ABD Doları, 2.80 TL de sabitlenmiştir. Bu devalüasyonla, yeni ekonomik politikalara uyum sağlayarak ihracat miktarının arttırılması hedeflenmiştir. (Savrul, Özel, & Kılıç, 2013)

*1950’li yıllarda dış ticarette liberalleşme ve özelleştirme politikaları uygulanmaya çalışılmış fakat bu politika dış ticaret açığımızı hızla yükseltmiştir.

1950’li yıllarda serbest piyasa ekonomisi adına yapılan gelişi güzel devlet müdahaleciliği 1960’lı yıllarda planlı kalkınmanın hazırlayıcısı oldu. (Kazgan, 2006)

*1953’den 1958’e kadar ithalat konusunda sürekli artan sınırlandırmalara başvurulmuştur. Bu sınırlamalardaki temel amaç artan ticaret açığın sınırlandırılması olarak öne çıkmaktadır. (Savrul, Özel, & Kılıç, 2013)

*Savaş sonrası gelişmeler ve özellikle 1950 yılındaki dönüşüm Türkiye’nin ekonomik politikasının temel belirleyicisi oldu. Savaş sonrası dönemde ülke yeni ekonomi politikası arayışlar içerisine girdi. (Kepenek & Yentürk, 2007)

*1960 yılından sonra Türkiye daha öncesinden farklı olarak dış ticaret politikalarında radikal değişiklikler uygulamıştır. Ekonominin 5’er yıllık planlarla yönlendirildiği bir döneme girilmiştir. Bu döneme Planlı Kalkınma Dönemi adı verilmektedir. Kalkınma planlarının uygulanmaya başladığı 1963 yılından itibaren kronik hale gelen dış ticaret açığını kapatmak için, ithal ikamesi  ve ihracata yönelik sanayi politikaları birlikte uygulamaya konulmuştur.

*Türkiye ekonomisinde beklenenin tersine ithal ikameci sanayileşme süreci, ödemeler dengesinde bir kötüleşme yaratmıştır. Başkaya (2004), bunun nedenini ithal girdilerdeki artma eğiliminden kaynaklandığını savunmaktadır. İthal girdiler zaman içerisinde artarken, ithal girdiyle üretilen ürünler ihracata dönük değil iç talebi karşılamaya yönelik üretilmiştir. Bu sebepten ulusal sanayi ihtiyacı olan dövizi elde edememiştir. Geleneksel yollarla ihraç edilen ürünlerden elde edilen döviz yeterli olamamış dolayısıyla ticaret hadlerinin sürekli olarak kötüleştiği görülmektedir. (Başkaya, 2004)

*Bu arada 1 Aralık 1964 yılında AET ile imzalanan Ankara Anlaşması Türkiye’nin dışa açılması bakımından önemi bulunan bir anlaşmadır.

*1970’li yılların başından itibaren işçi dövizlerindeki artış ve uluslararası konjonktürün elverişliliği sayesinde, Türkiye ekonomisi döviz açısından bir rahatlama dönemine girdi ve 1946 yılında ilk kez cari işlemler dengesi fazla verdi. Ancak 1973-74 petrol ­şokları ve batıda ya­şanan enflasyon, dış­ ticaret hadlerinin ve dengesinin bozulmasına ve cari iş­lemler dengesi açıklarının artmasına yol açmıştır. Uygulanan kur politikalarıyla, TL’nin a­şırı değerlenmesinin önüne geçilememiş­tir. Dengelerin sağlanmasına yönelik olarak, ithalat gerekli araçlar yardımıyla baskı altına alınmış, döviz kontrolleri artırılmış­tır. Ekonomideki ve dolayısıyla ithalattaki hızlı büyümeye bağlı olarak 1970’li yıllar boyunca artan cari iş­lemler açığı, üçüncü be­ş yıllık kalkınma planı döneminin sona ermesiyle birlikte sürdürülemez noktaya gelmi­ş ve 1978 yılında Türkiye ekonomisi ağır bir ekonomik kriz içerisine girmiş­tir. (Hepaktan, 2008)

1980 Yılı Sonrası Dış Ticaretimiz

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ihracata yönelik en büyük adımlar 1980 kararları ile atılmıştır. Türkiye bu dönemden itibaren ticaret odaklı bir politika izlemiştir. Bu politikanın içerisinde ithalat kısıtlamaları kaldırılmış, korumacı yaklaşım azaltılmış ve döviz işlemleri serbest bırakılmıştır. Bu uygulamalar ihracatın yapısında büyük değişimlere sebep olmuştur. 1980 yılına kadar tarıma dayalı yapılan ihracattan, ağırlıklı olarak katma değeri yüksek sanayi ürünlerinin ihracatına geçilmiştir. Rakamların da gösterdiği gibi sanayi ürünlerindeki ihracatımız 1980 yılında yüzde 30-35 seviyelerindeyken bu sayı 1985 yılında iki katına yani yüzde 70’e,1990 yılına gelindiğinde ise yüzde 75’e çıkmıştır.

1980’den itibaren Türkiye ekonomisinde dışa açılmaya yönelik adımlar atılmaya başlanmıştır. (İncekaya, 2001). 24 Ocak 1980 ekonomik kararları ile ithal ikamesi politikası terk edilmiş, bunu yerine ihracata yönelik bir sanayileşme politikası benimsenmiştir. (Karluk, 2005)

Türkiye’de 24 Ocak Kararları ile ihracata dayalı sanayileşmeye yönelik önemli adımlar atılmıştır. 24 Ocak 1980 Kararlarını aşağıdaki gibi özetlemek mümkündür. (Uludağ & Ercan, 2003)

İthalatın serbestleştirilmesi,
TL’nin aşırı değerlenmesine son veren “gerçekçi” esnek kur uygulamasına geçilmesi,
İhracatın ve yabancı sermayenin teşviki, ihracata finansman ve sigorta konularında kurumsal destek sağlanması,
Sübvansiyonların kademeli olarak azaltılarak, uygulanan fiyat kontrollerinin kaldırılması,
Faiz oranlarının serbestleştirilmesi (1 Temmuz 1980 tarihinde faiz oranları tamamen serbest bırakılmıştır).
TL %48 devalüe edilerek dolar karşısındaki değeri 47 TL’den 70 TL’ye düşürülmüştür.

1980 yılından itibaren ihracatın önemli ölçüde geliştiğini söyleyebiliriz. Bu gelişmeyi sağlayan en önemli etken 24 Ocak kararları ve daha sonrasında uygulanan ekonomi politikalarıdır.

Bu dönemde uygulanan değer düşürme politikaları bir yandan çalışan kesimin satın alma gücünde bir azalma yaratırken, diğer yandan ihracat sektörünün uluslararası rekabet gücünü arttırıcı bir unsur olarak görülmüştür. (Sönmez, 2009)

1980’den itibaren uygulanan ekonomi politikalarıyla birlikte ihracatımızda önemli bir artış yaşanmıştır. Ancak ihracattaki artışa, ithalattaki artış da eşlik etmiş, dolayısıyla dış ticaret açığı daraltılamamıştır. (Boratav, 2006)

1980 sonrası dönemde ithalatta serbestlik eğilimleri giderek artmıştır. İhracatta ise döviz kuru politikasının yanı sıra vergi iadesi ve düşük maliyetli kredilerle teşvik edilmiştir. (Berksoy, 1995)

Cevap Yaz

Your email address will not be published.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.