Ulusal Yenilik Sistemleri:Bilginin Önemi Kapsamında

0

Özellikle bilişim ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler sonucu bilimsel ve teknolojik bilgi her geçen gün daha önemli hale gelmektedir. Üretilen ürünlerin, daha doğrusu yüksek katma değer yaratan ürünlerin içeriğinin artık “bilgi”ye dayalı olması, özellikle “kök bilginin” öneminin giderek artmasına sebep olmaktadır.

Yenilik sistemi yaklaşımı, büyüme ve kalkınma açısından, yenilik süreçlerinin yanı sıra interaktif öğrenme süreçlerini de içerir. Yenilik oluşturma süreci, özünde bir öğrenme sürecidir. Bu yüzden, yenilik ve teknoloji sorunuyla ilgilenen bütün araştırmacılar, öğrenme sürecinin nasıl meydana geldiği sorunuyla da ilgilenmişlerdir. Literatürde iki tip öğrenmeden bahsedilir: Doğrudan ve dolaylı öğrenme. “Birincisi, özellikle organize edilmiş bir süreçtir, yeni bilginin yaratılması ve kullanılması üzerinde odaklanarak üniversiteler, araştırma kuruluşları, ar-ge bölümleri gibi ekonominin bazı bölümlerinin organize edilmesine dayalıdır. İkincisi ise, satın alma, üretim ve pazarlama gibi ekonomik faaliyetlerin yan ürünü olarak ortaya çıkan ve özellikle organize edilmeyen bir süreçtir” (Kumral, Barbaros, vd.: 1998: 17).

Ulusal yenilik sistemi yaklaşımı, interaktif bir öğrenme sürecini öngörür. İnteraktif öğrenme en yaygın öğrenme tipi ve en baskın yenilik kaynağıdır. Yenilik, interaktif olmasının yanısıra kısmen kümülatif bir süreçtir. Ne öğrendiğiniz ne bildiğinize bağlıdır ve bu yüzden ekonominin üretim yapısı onun öğrenme süreçlerini etkiler. Bir ekonominin üretim yapısı sadece binalar, ekipmanlar gibi elle tutulur varlıklardan değil; üretim deneyimleri yoluyla biriktirilmiş bilgi yapısından da oluşmaktadır (Kumral, Barbaros, vd.: 1998: 17). İnteraktif öğrenme, yenilik süreçlerini hızlandıran, geliştiren, tek kelimeyle etkileyen iki veya daha çok aktör arasındaki etkileşim ve iletişime dayalı sinerjik bir işbirliği sürecidir. Firmaların öğrenme ve dolayısıyla yenilik süreçlerine etki eden tablodan da görüldüğü üzere üç önemli etmen vardır: Enformasyon, yakınlık ve kurumlar (Hausmann: 1996, 7).

Johnson ve Segura-Bonilla’nın ifadesiyle, “yenilik sistemi yaklaşımının özü, bir ülkenin (bölgenin, sektörün) yenilik kapasitesinin, yalnızca bireysel firma ve organizasyonlarının yenilik kapasitesi tarafından belirlenmesi değil, fakat aynı zamanda birbirleriyle ve kamu sektörüyle nasıl etkileştikleri tarafından belirlenmesidir. Ek olarak, etkileşim ve üretimin, dağılım ve bilginin kullanımının biçimleri (patterns), ülkenin bölgenin, sektörün) kurumsal çatısı ve bilgi altyapısı tarafından desteklenir ve şekillendirilir. Ayrıca, yenilik imkanlarının ekonominin farklı sektörlerinde, ekonominin yenilik performansı için üretim yapısı veya uzmanlaşma modeli konuları anlamında, farklı olması, yenilik sistemleri yaklaşımının merkezi bir önermesidir. Bu yüzden yenilik sistemlerinin hem bölgeye ait hem de yapısal görünümleri vardır. Yenilik sistemi yaklaşımı aynı zamanda, hem formal hem de informal ekonominin yenilik sisteminin bir parçası olduğunu ve yenilik performansını etkilediğine işaret. Bilim ve bilim-bazlı high-tech aktivitelerin rolüne sınırlı odaklanma en gerekli olan şey değildir. Kavram, sosyo-ekonomik faaliyetlerin tüm biçimlerinde rekabeti inşa etmenin bütün görünüşlerini ihtiva etmek zorundadır.(Alpaslan, 2003: 196)

İktisadi gelişmenin motoru olarak yeniliklerin gerisinde bilgi yer almaktadır. Bu bağlamda piyasadaki aktörler arasında bilgi akışının hızlandırılması, yenilik süreçlerini hızlandıracağından, iktisat politikası açısından kritik bir faktördür. İşte, Ulusal Yenilik Sistemi yaklaşımı, firmalar, AR-GE kuruluşları, devlet ve finansman kuruluşları gibi piyasanın temel aktörleri arasında bilgi akışını ve eşgüdümü artırmayı, piyasaları ulusal olarak artan getirili sektörlere yönlendirmeyi hedeflemektedir. Bu bağlamda bir firmanın, bölgenin yahut ülkenin rekabet gücünü tartışırken ulusal yenilik sitemlerinin en önemli görevi üstlendiğini söyleyebiliriz.

Evrimci Teori’nin yaklaşımları, daha önce vurguladıklarımızdan  da görüldüğü üzere, özellikle gelişmekte olan ülkelerin kalkınmaları açısından önemli ipuçları sağlamaktadır. Azgelişmiş ülkelerin kullanılmayı bekleyen kaynakları; ancak firmalar, çalışanlar, devlet, yerel otoriteler ve çeşitli sivil toplum kuruluşları ile çeşitli koordinasyon kuruluşlarının (özellikle çeşitli AR-GE ve AR-GE destek kuruluşlarının) vb. işbirliğine ve enformasyon akışına dayalı koordinasyonuyla harekete geçirilebilir görünmektedir. Bu bağlamda ulusal yenilik sistemleri yaklaşımı çok önemli bir noktada durmaktadır.

Bir ülkenin inovasyonda yetkinlik kazanması ve inovasyon sürecinin başarıyla işleyebilmesi için, ülkenin bilim ve teknoloji sistemiyle (temel araştırmaları yapan üniversitelerin ve uygulamalı araştırmaları yapan büyük ölçekli kamu araştırma laboratuvarlarının oluşturduğu sistem) üretim sistemi arasında bir etkileşim-iletişim ortamının yaratılması gerektiğinin altını çizmek istedik. Tam da bu noktada ulusal yenilik sistemlerinin önemini net bir örnekle vurgulamak amacıyla, iyi bir ulusal yenilik sistemi kurulması halinde iki çarpıcı örneği, Japonya ve G. Kore’ye ayrı bir parantez açabiliriz. Ve yine tam tersi bir anlamda kullanabileceğimiz örnek de, çöken Sovyetler Birliği’dir.

Japonya ve G. Kore karşısında, bilim alanındaki ve belirli alanlardaki teknoloji üstünlüğü tartışmasız olan Sovyetler Birliği, bu yetkinliğini üretim sistemine taşıyamadığı, daha açık bir deyişle, bilim ve teknoloji sistemi ile üretim sistemi arasında gerekli etkileşimi yaratamadığı ya da bunun gerekli olduğunu göremediği, dolayısıyla da, üretim sistemine, kendisini teknolojik açıdan bir üst düzeyde yeniden üretme, yeni olanı yaratma becerisini kazandıramadığı için, ekonomisi çökmüştür (Göker, A. 1992). Buna karşılık II. Dünya Savaşı sonrasının, bilim ve teknolojide önemli bir yetkinliğe sahip bulunmayan Japonya’sı, bilim ve teknoloji sistemi ile üretim sistemi arasındaki etkileşimin önemini ve inovasyondaki sistemik ilişkiyi çok iyi kavradığı için, dünyamızın başlıca teknolojik güç odaklarından biri haline gelmeyi başarmıştır (aktaran Göker, A: 2000: 5-6; Freeman, C., 1995:5-24). Buradan da anlayabileceğimiz üzere üretim sistemi ile bilgi ve teknolojinin koordinasyonu çok önemlidir.

Cevap Yaz

Your email address will not be published.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.