Ulusal Yenilik Sistemleri: Kuramsal Arka Plan

0

Ulusal yenilik sistemlerinin uygulama biçimlerini tartışmadan önce kavramın kuramsal arkaplanına kısa değinmek faydalı olacaktır. Bu noktada iki yaklaşımdan bahsedebiliriz: Neo-klasik Kuram ve Evrimci kuram…

Neoklasik kuramın teknoloji ve yenilik iktisadındaki yansıması, neoklasik üretim iktisadının bir uzantısı konumundadır. Kuramın en önemli özelliklerinden biri, üretim teknolojisini çıktı ve girdiler arasındaki ilişkiyi gösteren “üretim fonksiyonu” kavramıdır. Üretim fonksiyonu kavramı da çeşitli varsayımlar altında şekillenmektedir. Ekonomik aktörlerin davranışlarına ve piyasaların işleyişine ilişkin varsayımlar altında, kaynakların toplumsal olarak en etkin biçimde kullanımının ancak tam rekabetçi piyasalarda gerçekleşebileceği sonucu elde edilmektedir. Yine bu çerçevede yenilik faaliyetlerinin piyasa tarafından etkin bir biçimde gerçekleştirilebilmesi için dışlanabilirlik, rekabetçilik ve şeffaflık özelliklerini taşıması gerektiğini vurgularlar.(Taymaz, 2001:56) Anca teknolojik bilginin özelliklerine baktığımız zaman bu özellikleri taşımadığını görürüz. Aksine bilgi, bir firmada kullanılırken diğerinde de kullanılabilir, tükenmemektedir ve yüksek oranda dışsallık sağlamaktadır. OECD’nin 2000 yılında yaptığı bir çalışmaya göre A&G faaliyetlerinin özel getirisi %20 seviyelerinde kalırken, toplumsal getirisi %80lere ulaşmaktadır. Ayrıca bu tip yatırımlar, yüksek maliyetli ve yüksek riskli olduklarından piyasa kendi haline bırakıldığında eksik yatırım söz konusu olmaktadır. Bu kapsamda devletin müdahalesi kaçınılmaz olmaktadır. Zaten tüm bu özellikler sağlansa dahi fikri mülkiyet hakları çerçevesinin oluşturulması, savunma ve çevre dostu teknoloji politikaları kapsamında devlet müdahalesi kaçınılmaz olmaktadır. Neoklasik iktisadın piyasaların aksadığını kabul etmesi, temel varsayımlarını ciddi ölçüde zedeliyordu. Bu bağlamda, yoğun eleştirilerle karşı karşıya kalmaları söz konusuydu. En ciddi eleştiriler de Evrimci Kuramdan gelmekteydi. Piyasaların aksaması özellikle teknoloji politikaları alanında Evrimci iktisatçılara ait yaklaşımların 1980’li yıllardan itibaren baskın hale gelmesine yol açmıştır. Evrimci yaklaşımda; teknolojik yenilik süreci, firmalar ve diğer ekonomik ve toplumsal aktörler (Ar-Ge kurumları, üniversiteler, finans kuruluşları, vb.) arasında piyasa ve piyasa-dışı mekanizmalar aracılığıyla kurulan yoğun bir etkileşim içerisinde gerçekleşmektedir. Neo-Klasik yaklaşımın “tarafsız” politikalara vurgu yapmasına, kuramsal varsayımları nedeniyle belirli teknoloji ve/veya sektörlere yönelik programlara karşı çıkmasına karşın, başta bu kuramın en güçlü olduğu ABD dahil hemen hemen hiçbir ülke bu Neo-Klasik tavsiyeye uymamaktadır. Belirli bir alana/konuya yoğunlaşmış bağlam-spesifik politikalar ve programlar pek çok ülkede uygulanmaktadır ve bu tip politikaların, uygun bir biçimde tasarlandığı ve uygulandığı zaman çok başarılı olduğu bilinmektedir.(Taymaz,2001: 156)

Özetle evrimci yaklaşım, ekonomik gelişim sürecinde teknolojik yenilik ve öğrenme süreçlerine odaklanmıştır. Evrimci iktisatçıların sorunu bu şekilde ele almaları, teknoloji ve yenilik politikaları sorununu daha geniş bir bağlam içine yerleştirmelerine neden olmuştur. Bu yüzden Evrimci iktisatçılar, özellikle 1990’lı yıllarla birlikte, teknoloji ve yenilik politikalarının geliştirilmesinde yeni bir kavram geliştirdiler: “Ulusal yenilik sistemi”. Bu kavram, bir yandan teknolojik gelişme sürecine etkide bulunan bütün özne ve kurumları kapsarken, diğer yandan ülkenin uluslararası rekabet gücünü ve uluslararası işbölümü içindeki konumunu da gündeme getiren bir kavramdır ve günümüzde teknoloji politikaları sorunu, özellikle Evrimci iktisatçılar tarafından ‘ulusal yenilik sistemi’ bağlamında ele alınmaktadır.

Cevap Yaz

Your email address will not be published.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.