Yönetimde Üçüncü Göz Yaklaşımı veya Kırık Cam Teorisi Üzerine Hiç Düşündük Mü?

0

Yönetmek kuşkusuz profesyonellik, uzmanlık ve deneyim gerektiren bir uğraş. Hal böyle olunca da ister yönetim sergileyen ister İnsanlar, isterse de Kurumsal organizasyonlar açısından olsun bu manada başarılı olmanın yolu: ilk önce kendimizi tanımak ve anlamaktan geçiyor.

Kendimizi ve kurumsal işleyişimizi doğru değerlendirmemiz ise, her zaman yalnızca kendi gözümüzden bakarak ne yazık ki mümkün olamıyor. İşte bu nedenle konu başlığımız olan üçüncü göz ve başkasının bakışıyla, başkalarının gözünden bakarak tespitler yapmak bugün önemini ve gerekliliğini çok daha iyi hissettiriyor.

Birçoğumuz bu tanım ve yaklaşıma aslında günümüzde çok da yabancı değiliz. Üçüncü göz yaklaşımı, kırık cam teorisi ve de organizasyonel yönetim sistematikleri oluşturmada; organizasyonun yine kendi dinamikleriyle gözlemlemesi ve değerlendirmesi sistemlerini hiç duymasak bile, sosyal medya araçlarından (mesela face den başkalarının gözünden profil alanı görme vb.) bu kavramları duyuyor ve belli ölçüde de olsa biliyoruz.

Şimdi birbirinden farklı adlarla olmakla beraber hemen hemen aynı noktaya dönük bu dışarıdan bakma yaklaşımları ve teorilerine ilişkin olarak kısa tanımlara yer verecek olursak;

Üçüncü göz yaklaşımı:

Adından da anlaşılacağı üzere farklı gözle ve farklı yerden, değişik açıdan bir konuya ve duruma bakmak ve değerlendirmelerde bulunmak kısaca.

Kırık cam teorisi:

Aslında bu da erken uyarı sistemlerinden bir tanesidir. Bir sosyolog tarafından ortaya atılmış bir teori. Bu teoriye göre, bir organizasyonun dışından bazı şeyler kolayca fark edilebilir. Örneğin kırık bir camı herkes görebilir. Bu kırık cam aslında diplerde bir yerde görülmesi kolay olmayan başka kırıkların ve çamurların olduğuna işaret eder. Bu aslında basit bir yöntemmiş gibi gelebilir. Ama çoğunlukla şirketler sadece kırık camı görürler ve bunu tamir ederler. Bu kırık ve çamurlar belki imalat planında, müşteri hizmetleri veren kişilerde ya da farklı süreçlerde olabilir. Dolayısıyla bu çerçevede önemli olan husus, durumun bütünsel olarak görülüp buna göre değerlendirilmesi ve tüm yönleriyle ve etkileşimleriyle ele alınıp aksaklık varsa bütünleşik olarak giderilmesi olmalıdır.

Bu arada Albert Einstein ‘’İnsanlar arasında kendi gözüyle gören ve kendi yüreğiyle hissedenler çok azdır.’’ Sözüne burada konuyla doğrudan ilgili bulmamakla beraber yer vermek istedim.

Konu yönetim olduğunda kendimizi yönetmek ise elbette birinci yönetim yetkinliğimiz olacaktır. Peki, kendimizi yönetmek bakımından en temel faktör nedir dediğimizde; cevap olarak elbette önce kendimizi tanımamız/güçlü ve zayıf yönlerimiz, tehdit veya fırsat analizi değerlendirmeleri vb. alanlardaki farkındalık düzeyimiz olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu manada çok etkili bir faktör durumunda olan bu durum için, yani kendimizi doğru tanımak bakımından neler yapmalıyız ve hangi yöntemleri uygulamalıyız ki, işin bu basamağı yani temeli doğru kurulsun.

Öncelikle bu konuyu yazımızın girişinde de belirttiğimiz üzere iki başlıkta ele alıp değerlendirmemiz gerekiyor. Birincisi bireysel açıdan kendimizi tanımamız, ikincisi ise; kurumsal olarak kurumumuzun kendi yapısına uzak ve yabancı olmaması, dolayısıyla organizasyonun kendi dinamiklerine ve işleyiş çarkına iyi derecede vakıf olması.

Bireysel açıdan kendimizi tanımamız ve yönetebilmemiz için; tıpkı sunum provalarında olduğu gibi kendimize aynadan bakıp dışarıdan nasıl göründüğümüzü ve nasıl bir izlenim oluşturduğumuzu anlamalı ve deyim yerindeyse kendimize ayna tutup beliren yansımayı doğru değerlendirmeliyiz.

Kurumsal değerlendirme yapmak ve yine organizasyon ve işletmenin dışarıdan bakıldığında nasıl bir imaja sahip ve ne derece güçlü bir itibari sermaye izlenimi bıraktığını gözlemlemek de çok kıymetli bir yönelim ve dolayısıyla iyi bir değerlendirme imkanı sağlayacaktır. Bunun için de, işletmeye gerek müşterilerden gerekse iş görenlerden gelen yakınmaları oldukça kıymetli bir fırsat gibi değerlendirmeli, oluşacak geri bildirimleri çok iyi değerlendirmeliyiz.

Yazılarımı takip edenler bilir. Organizasyonların amaçları ve hedeflerine doğru istikamet yol alıp ilerlemeleri bakımından, öncelikle dış çevre uyumunu gerçekleştirmeleri ve de beklenmeyen değişimleri doğru öngörerek kontrol altına almaları ve yönetebilmeleri her işletme ve organizasyon için kritik eşik değerinde diye hep belirtmeye çalışırım.

Bu Stratejileri kurup yönetebilmek de; evvela işletme ve organizasyonların kendilerine uzak ve yabancı olmamaları ile ancak mümkün olabilecektir.

Bunun içinde üçüncü göz olsun kırık cam olsun, organizasyona dışarıdan bakıp değişik açıdan yaklaşan ve değerlendirmeyi hedefleyen sistemlerin etkisi ve katkıları saymakla bitmese de;

1-Genel duruma ilişkin doğru çıkarım ve tespit yapmak,

2-Gerektiğinde öz eleştiride bulunmak,

3-Netice olarak objektif yaklaşımlarla durum analizi ve ihtiyaçları belirleyip, önlemler almak.

Gibi sayabileceğimiz çok kıymetli neticeleri elde etmemize ışık tutacaktır. Dolayısıyla bu yaklaşımları benimsemek, uygulamak değerlendirmek ve faydalanmak bilgi çağına yaraşır bir yönetim anlayışına da sahip olmamız bakımından da ayrıca önem arz ediyor.

Paylaşmak sevgidir, berekettir.

Kaynakça;
Kobi Doktoru, ATEŞ M. Rauf, Hayat Yayıncılık, İstanbul 2008
www.nedimileri.blogspot.com

İnsan Kaynakları Yönetimi ve Kariyer Geliştirme Uzmanı www.nedimileri.com

Cevap Yaz

Your email address will not be published.